DÖRTLÜKLER

 
Düş'e Düşen Dörtlükler


Değil

İçimde hep umut bâzen girift iz
Koşuyorum tahayyülsüz kaygısız 
Nâzım yazdım tefekkür yok duygusuz 
Şâir değil ben delinin tekiyim

Gelin

Rahmeti bereketi yolları tutuverir
Günlerin efendisi,bahtsız unutuverir
Selâm size kardeşler gelin cumaya gidek
İnâyet af sonsuzluk inşAllah tütüverir


Sımsıkı

Sokaklar feodal dava mübârek
Küfrün kutsadığı tanrılar baksın 
Çağdaş ihanetler sırtındaki yük 
Fırlatıp ipine sarılacaksın

Az Evvel

Ben\’i bize verip sattım az evvel 
Düşündüm hesabı bittim az evvel 
Çığlığı çığlığa kattım az evvel 
Gittim ötelere gittim az evvel

Halisdemir

Ülkeme bin bir tuzak, istilâ hâin emir
Âsımın diğer adı kahraman Halisdemir
Şehâdet âşk rengârenk cihân ona yetmedi
Milletin namusunu, vuruldu çiğnetmedi

Yeğin

İman süvarisi şahidim deyin 
İmandır kardeşim bütün herşeyin
"İmanla yaşayıp imanla ölmek "
İmanlı bir ömür hıfzetti Yeğin

Ölüm

Yaşam hakikattir tek perde oyun
Ki "ölüm terhistir" ahmaklar duyun
Şeksiz ve şüphesiz yok olmak değil
Ebedi saâdet nedir? Okuyun! 

Hüdayi

Yokluk kapısı ne kimlerin pâyı
Sokaklar çok kurak yetiş Hüdayi
Güya ismim Ömer adalet adım
Sırtında ciğeri anlayamadım

Mütevazı

Tefahürle takva olmaz 
İnsan vardır yeri dolmaz
Riyâ züldür yeryüzünde
Mütevâzı mümin ölmez

Gurur 

Hangi deyyus engel olur bu âşka 
Vatan sesi ses veriyor derinden 
Milletimin vatan âşkı bambaşka 
Yedi düvel koparılır yerinden

Üstünsünüz

Meydanlara koşunuz ağa paşa beyseniz 
Duâ âşk secdelere, alnınızı eyseniz
Ve ipine sarılıp aczinizi ârz edin
Korkmayın üstünsünüz istikâmetdeyseniz

Anlayamaz

Tutsak tüm beşere sokaklar vaaz 
Hayâsız asırda gerçek tarih yaz 
Köprüler şüheda yollar gâziyân
Bu öyle bir ruh ki şer anlayamaz

Bir

Diriliş rüyası "bir" güzel sayı 
Ferâset alt etti sızıldanmayı 
Kavuşmak ne güzel tevhid tacına 
Küfrü asacağız darağacına

Medeni

Arsızca saldırılan, İslâm’ın bedenidir
Evet, yaşadığımız Hak-Bâtıl nedenidir 
Gâvurun havsalası aklının pençesinde
Sömürü ve hilede epeyce medenidir

Bugünler

Götürdü mâziye bugünler bizi 
Vardır belki hayır şerde hayır var 
Topladı bayrakta tüm hepimizi 
Al ile boyayıp etti bâhtiyar

Siret

Papaya sevdalı, haç’a âşık dil
Ehl-i küfür safı, çürüyen siret
Gerçekte hayâsız namert ve sefil
Zerdüşt’le diz dize yürüyen siret

Yaver

Tuzakları enkaz, kafeste yâver 
Tek ağızdan uluyorlar hoşt bunlar
Çıktı geldi uzun boylu cengâver 
Hepsi kaçtı vatan satan puşt bunlar

Dağ Gibi

Şühedaya niyâz olur, yas olmaz 
"Men Rabbuke" suâline küs olmaz
Şehit sıddık âşk velâyet dağ gibi 
Sarsılır mı kahramanlar sarsılmaz

Nerede

Beraber ağla öl haşrol git yâda 
Küfre çeper olma akan dünyada
Madem iman dersin sözlerini tut 
İmansız Müslüman nerede mevcut

Gereği

Bütün yaptıkların öyle bırakıp
İyilik eyleyip unutacaksın 
Ehl-i dalâletse dikkatle bakıp
Kılıcı bileyip kin tutacaksın

Boş

Yolcu ve gözyaşı izahat hata 
Gamdan perçin attım meçhûl sanata 
Bütün şiirlerim deli sevinci 
Bir ömrü koşturdum boş saltana

Ömer\’i

Özlemim eşkıya söz bilmez âsla 
Ölürsem çöl kokan toprağa yasla 
Özüm yükseklerde körlüğüm çetin 
Ömer\’i olsaydım İslâmiyet’in

İnkâr

Doğru birdir değişemez, tefrikadır türleri 
Susunuz dinleyiniz, zamane kâfirleri 
İnkâr liyakat madem, sizler kimin eseri 
Zekâ kimi kurtardı, küfrün misafirleri

Sana

Kime sevdalıdır gerçek âşıklar 
Yıldız hilâl güneş yer gök ışıklar 
Havf reca af tevbe Seni hıfzeder 
Yolcu hamal mezar ip ve beşikler

Duâla

Sensizlik yenilgi öp beni ana 
Ellerim titriyor duâla biraz 
Kurak gözyaşlarım hele baksana 
Şuûr burgacıma esmiyor rüzgâr

Gerçek 

Sevkiyat var öz vatana
Yolcular gidiyor tek tek
Bir müddet der toprak ana
Mezar durak hesap gerçek

Vurula

Dayan be bu gemi batar mı gardaş 
Küfrü çekip duran zincir kırıla
Mâziyi bilenler yatar mı gardaş 
Nesli ceditlerin mührü vurula

Ene

Emrivaki dostu etme baş tacı 
Kendini övene tevazuyu kıs
“Ene”li insanlar ifrit ağacı 
Sessizce uzaklaş oku üç ihlâs

Arayış

Bir ses duysam Bilâl verse rengini
Köz eylese göğsümdeki yangını 
Sükût edip sessizliği yorsam hep
Veysel gibi anacığım sorsam hep

Şimon

Çoluk çocuk katletmekti tek derdi
Her eylemi kan gözyaşı haberdi
Ve son sözüm başka söze ne gerek
Bu sabahta bir lânetlik geberdi

Ölmez

Gençlik süslü hiledir
Ölüme hamiledir
Ölmez denen varlıklar
Nurlu ihtiyarlıklar

Misak-ı Milli

Nerden bileceksin işin sırrı şey
Lâfı çok uzatma otur Sırrı bey
Son söz darağacı kuyu eşmiştir
Ve Misak-ı Milli gerçekleşmiştir

Kuğu 

Sessiz fısıldaşır sahilde kuğu 
Eğilip kalkışı endâmı tuğu… 
Zarâfet âşk güven âsil ve sakin 
Narin ve gizemli hep buğu buğu…

Yol 

Yol 

Câiz midir atma sözü bir yana 
Engel yoktur mârifette yanana
Yol ikidir tek yol gider cânana 
Bir’i tutsan tutamazsın sen seni
Sen tutmazsan ecel tutar enseni

160

Rıza-yı İlahî sonsuz limana 
Götürür gerçekte insansak şâyet 
Esas maksad O’ysa şiirde mâna 
Ve İslam dostdoğru yol diyor âyet

Gaye

Er gibi yaşayıp hikmetle baksan
Ruhuna tefekkür salabilirsin
Var olanı düşün sen neden yoksun
“Nasıl sen gayesiz kalabilirsin”

Kenz 

Zaman âsi sâmimiyet münzevi
Er odur ki sonsuzluğa yâr ola
Kalp dediğin bir zerrecik kenz evi
Görmeyeni aksak kala kör olâ! 

Öldürür

Ruhu nefsin önüne, dize çökmek öldürür 
Sayısız nimetleri, tersiz ekmek öldürür 
Şöhret denen şeytanı tespih çekmek öldürür 
Hakk de tereddütsüz, nasır bitsin diline
Şirkin uzuvlarına, susup bakmak öldürür

Emânet

Hoş ismini düşündüm öptüm bizim Memed’i 
İsmi tatlı teberrük Ahmet’in emâneti 
Lekesiz sâmimiyet, dedi baba gel hele 
Sıkı öptü elimden çekti gitti hergele

İnsirâh

Sabir çekiyorum seytana inat 
Hücreler hükmünde uykular tekler 
Duâ icra et der ses ve heceler 
Alnım seccadede insirâh bekler

Fıtrî

Şiir fıtrî çiziklerim
İstedim ki vezin olsun
Gâm ve çile rızıklarım
Güzel günler sizin olsun

O

Sabır sabredenin emsâlsiz varı; 
Mevlâ kalbimize hırs tutturmasın.
Olur, elbet kulun âczi efkârı,
İnsanlığımızı unutturmasın! 

Vedâ Hutbesi

Mukâddes mübârek eşsiz nasihât
Ne çok ihmâl ettik son hediyeyi
Kur’ân sünnet nerde biz nerde heyhât
Bekle, saâdet-i ebediyeyi! 

Odun

Takvadaki tezahür, tevekkül var teslim var
Şüpheye set çekmeyen kalbini bağlayamaz
Duygulara yaslanan gözyaşların fâslı var
Fasılsız ten odundur, odunlar ağlayamaz! 

Biz

Üç kıtada cirit attık
Malazgirt’te at oynattık 
Çığır açıp çağ kapattık 
Yolumuz Kur’ândır bizim

Hasret

Medeniyet tasviri köprüler ve kemerler
Gidenleri uğurlar hüzünleri emerler
Ruhum mâziye hasret,dünya bir ses bekliyor
Ah be beyaz atlılar, Osmanlar ve Ömerler

Yazarlık

Toprak kokan yaşmaklılar ne çok az
Çözülüşe baş koymuştur pazarlık
İzzet öldü edep viran yâr duymaz 
Pelteleşmiş kürsülerde yazarlık

Hamal Gibi

Kavgamda susuzluk, kapımda hüzün 
Binyıllık fırtına tapumda hüzün 
Ben kime divane ben kimevurgun 
Yüzüm hamal gibi, ipimde hüzün

Korkaklar 

Harp değil dünyayı sessizlik bastı
Şiddetin çarkını korkaklar besler 
Tarihi sulh diyen deyyuslar sarstı
Ölümün arkını korkaklar besler

Meçhûl

Çöl kokan mâtemin, yası olsaydım
Unutulmuş hüznün hissi olsaydım 
Kavgalarım meçhûl âşk dolu hurcu
Taşımak din imân ve namus borcu

Bir Sabah

Bin yıllık kavgamın Hakk\’a sözü var 
Zulmün merkezine ateş yağacak 
İnşAllah tersine esecek rüzgâr 
Bir sabah ülkeme güneş doğacak

Uyanış

Fatih\’ten Yavuz\’a Hicaz\’dan Fasa
Zihni eğritenler âh bir anlasa 
Davalar dağınık rüyalar sağır
Uyanış bekliyor değişmez yasa

Hangisi

Düğünlerde keşiş,Camide vâiz 
Kimlikte Müslüman midemiz fâiz
Bu nasıl pazarlık, hangisiyiz biz
Lütfen ciddi olun, hangisi câiz! 

Biz

Susuzluklar artınca, aşılmaz bende vardık
Kavga bizde hakikat, rahmet esende vardık
Bu gün varız yarında, muhteşem dünde vardık
Biz mârifet mimarı, Buhâra’nın irfânı
Ölümden korkmuyoruz, ölümsüz günde vardık

Siyon

Elleri kanlıdır hesaplar saklı 
Zıtlar çiftleşiyor görün üst aklı 
Artık yıkılmalı Siyonun bendi
Köşe başlarına cellât döşendi

Gelse

Bu şehre sığmayan hayallerim var
Bende hep susuzluk orda hep bahar 
Mukaddes fırtına kucakla beni
Meçhûle açılsam gelse sonbahar

Meziyet

Hayat zirvelere taşıyabilir
Sakın kimselere olmasın diyet
Tersiz yükselenler üşüyebilir
Esasen haddini bilmek meziyet

Saliseler

İrfânını çevir bir’e zenginleş
Emzirmektir tebliğ, işindir senin
Düşün bu gün yarınını, olma leş
Saliseler tükenişindir senin

Müflis

Salih kalpler gece gündüz hürdürler
İnkârcılar dört mevsime kördürler 
Doymaz gözü küfre haddi aşanlar
Ürpermeyen mağrur müflis türdürler

Hak

Gelir geçer halklar bir tek hak kalır
Şüphe yok ki çevirtilen çark kalır
Kavgaların son bulduğu diyârda
Korku ümit, ulaşılmaz fark kalır

O\’nun

Cennet O\’nun mülk O\’nun
Bâki O\’nun ilk O\’nun
Uyan artık Rüyâ\’dan 
Ecel O\’nun ğalk O\’nun

Yular

Şu fâni dünya ki bekaya yular 
Nefsi emarede fena bul ki yan 
Fıtratın ritmidir temiz duygular 
Elemsiz lezzeti var mı anlayan

Varış

Hak-Batıl zorlu yarış 
Ezelden berzahadır 
Hak-Batıl zorlu yarış 
Ve varış Allah’adır

Vazgeçmem

Hissizler parkında harelenirim
Gözyaşı kavurur çıralanırım
Hak yoldan vazgeçmem hırpalansam da
Ne varsa unutur, Hirâ’lanırım

Yadımda

Garbın kafasıyla sen hırlayan ses
Polemiği bırak, kes dilini kes
Vatan vatan vatan, vatan mukâddes
Öfkem kor yanardağ sonsuzluk yadım
Küfrü boğazlayan yiğit celladım

Gibiyiz

Yolcu ve oyuncak, oyna esneme
Sanki bu dünyada kalmış gibiyiz
Önce mezar durak sonra mahkeme
Peşinen cenneti almış gibiyiz

Ebed

Dünya aldatıcı iki hecedir
Lezzet zevk ziynetler hep sizin olsun
Ebedi hayat ne, menzil nicedir
Huzura gidecek bir yüzün olsun

Doğacak

Her nere bakarsan irşat izi var 
Mutlak güzelliği bir gün sağacak 
Zekâ tefekkürle kendini arar 
Sabrın bahçesine güneş doğacak

Annem

Songüzün karakış ilaçların nem
Ne kadar gözyaşı defnettin annem
Parmakların titrer yaşın silerken
"Bir"siz hükümlerin canı cehennem

Harâbe

Kaç sütûn şu ömür veyahut kaç gün
Gün gün kaypaklığı çok şeye gebe 
Felsefe zirkeden maske ve oyun
Cehâlet hırlıyor dünya harâbe

Harâbe

Kaç sütûn şu ömür veyahut kaç gün
Felsefe zirkeden maske ve oyun
Fikrin kaypaklığı çok şeye gebe 
Cehâlet hırlıyor dünya harâbe

Bilene

Şuûr kucak açar haddin bilene
Tefekkür bilmeyen sözler bil ene
Lâfzın asâleti sükûtta saklı
Hâl odur ki kılıç gibi bilene

Hakikat

İns köpekler yal istiyor yal ana
Düzen bu ya yedirdikçe yalana
Faziletten feragat mi edelim
Hakikati takas etmem yalana

At-eş-ek

Her toplumda mutlak vardır at eşek
İki ayak olanlara ateş ek
Uğrar mı hiç bir dirhemlik haysiyet
Bütününü yığın yığın at eş ek

Buruşuk

İri lâflar eder irâde kara
Ruhu hep buruşuk zihni çengelli 
Fikri parıldatıp satmış inkâra 
Ehli küfür desem dilim engelli

Gölgelik

Herkesle dost olunmaz, erdem olmalı safta
Dost var ki ihtiyarlık çok şey kalır arafta
Dostluk hem hürriyettir hem yakıcı bilgelik
Ve bildim anladım ki; dost bir yudum gölgelik

Gibi

Fikir suda kum gibi
Söze âhenk dem gibi
Gıda âsil ruhlara
Karanlığa mum gibi

İkindi

Meçhûl hisler gelir ezân ses verir
İkindi suskular âşkla canlanır
Kurtulurum süfli dünya pus verir
Secde eden gerçek vatanı tanır

Âlim

Öyle söz söyle ki zındığı ürdür
Edepsiz çok âlim ilmi üfürdür
Sanmayın ki hicvim şahıslaradır
Mümin riyâ yapsa ucu küfürdür

Mukâddes

Hikmeti düşünüp sızlanmayı kes
Kadere rızayla mükellef herkes
Her bir musibetin rahmeti vardır
Vazife mübarek dava mukâddes

Sayıyorum

Cebirle aram yoktur isteme sayı yorum
Topla çıkar bölüp çarp tüketip sayıyorum
İnsanı tarifeyle tahrik ve şımartmadan
Tavırlarına göre adamdan sayıyorum

Keşkelerim

Yorgan döşek ifşâ ettim hâlimi
Lâl eylesin hâk demezse dilimi
Geceleri rüyalarım lâlezar
Keşkelerim son perdenin filimi

Batı

Batı kof hükümran hodgamın sesi
Her dâim şuursuz Siyon itidir
Diktanın maskesi sonun piyesi
Kibri tükenişin alâmetidir

O\’nsuz

Hürmetkâr bir üslûp ömrü niyetim 
Şiir vadisine çok şeyler yazdım
Kavgamın rengidir hüsnüniyetim 
O\’nsuz duygulara yaklaşamazdım

Sevgi

Güller kadar güzel hakkı bilen el
Hüznün hoş olsa da tebessümle gel
Hak sevgidir hoştur âşktır unutma
Anladım ki İnsan sevince güzel

Perde

Yakınlığım sana en çok seherde 
Hüzünle bezeyip düşürdün derde 
Gülmeyi özledim epeyden beri
Tarifsiz kederler bendeki perde

Gölge

Muhkem zincirlense recâ halkası 
Bütün tefrikalar, sabrın belgesi
Şafak doğar ya da yanar kandiller
Koş diye haykırır hakk\’ın gür sesi

Yol

Kalp ehlî gerçekte yârine kuldur
Kalbi güzellerin acısı boldur
Yol töre edep âşk tasavvuf yoldur
Yol ki ilim irfân insanlık hâldir 
Edep çuvalını doldur ha doldur

Savaşçı

Kovala burjuvayı sav aşçıları
Peteğe mahrem sokmaz savaşçıl arı
Zerre kadar sarsılmaz yârin yolunda
Büyük cihat ve nefsin savaşçıları

Unutma

Tek gerçek saadet bir’i unutma
Ümit var ol sahip çık sözlerine
Kur’ansız öğüdün yolunu tutma
Hakikat sürmesi sür gözlerine

Kandil

Avrupa yol kandil ini
Salyalamış kan dilini
Mecusi’nin kalıntısı
Nerde yakmış kandilini

Mahmutpaşa

Uzun uzun kaldırım, desen desen semerler,
Sıra sıra hamallar yorgun günü emerler.
Mahputpaşa nerdesin teslim var yokuşunda
Her an hüzün sızdırır tarih kokan kemerler.

Fasit Daire

Ömrüm lafla geçti zanlarım kat kat
O günü düşündüm ne der hâkikat
Fasit daire hep dönüp dururum
Durmadan perdeler ağır meşakkat

Ede

Bizim köyde bir kesim anneye derdi ede; 
Abiye derdi dadaş ne güzel bir ifade! 
Bu nasıl samimiyet ve nasıl bir liyâkat,
Örf vardı mahallede, mâna vardı maddede.

Sükûtun Sesi

Alnım öpüverip kalbimden tuttu
Vuslatı gizleyip aşkı uyuttu
Bir şeyler fısıldar sükûtun sesi
Görünmez bir âlem başka boyuttu

Vasıta

Sıra sıra hüzün, bir yığın toprak; 
Arada bir gidip mezarlara bak! 
Şeklin ötesine olur vasıta,
Her an seni bekler ölünceye dek.

Tüketecek

Her vakit duvarımdan hasret düşüyor tek tek
Biri gelip dokunsa ağlamama yetecek
Taş kalpleri bırakıp göğsümü tutuyorum
Kör olası zamanlar vuslatı tüketecek

Sırat Gibi

Gözlerime dön bak, kaç mevsim hüzün 
Sensiz takvimlerde içtiğim hüzün 
Ben sana divane ben sana vurgun 
Tıpkı sırat gibi geçtiğim hüzün

Issız Avluda

Kokun gül yaprağı dört mevsim gelen; 
Beni ben boğuyor şehri gökdelen! 
Hep seni bekledim ıssız avluda,
Melûn fır dönüyor zihnimi çelen.


Kim

Kavgada ruhumun jandarmaları, 
Kim beni engeller O’nu anmaktan! 
Şan, şöhret şairlik fors armaları, 
Korkum hep kendimi anlamamaktan…

Bizimdir

Mâziyi kendimden gizlesem bile
Belki de içimde hasret kalacak
Muasır bizimdir düşmüştür dile
Gelecek bizimdir,bizim olacak

Döktüm

Yürekler pek hissiz hayâller iri,
Gayeden habersiz tek tek her biri. 
Bir ben varım yalnız birde seccade, 
Getirdim salâvat, döktüm şiiri.


Benim Gibi

Gözüm kar altında buz birikiyor,
Bembeyaz kefeni ölçüp dikiyor.
Güneş nere gitti kayboldu gökte; 
Tıpkı benim gibi uyku çekiyor.

Kanma

Gel mâziye yaslan güç verir bize, 
Ötelere zemin deme nemize. 
Bilinen macera hüsran var çetin; 
O’na yolculuğun kanma Cengiz’e! 

Tövbekâr

Dün başka bir gündü bugünde varım
Sahilsiz bir derya zararım karım
Rüya gibi her an, tasavvur üstü
Vakitle kavgalı bir tövbekârım! 


Tuttuğumsun

Tanyerinde mehtâbım, gözyaşımda buğumsun,
İffetinde gizlenen, seyrangâhım kuğumsun.
Hasretimde teberrük, cigaramda dumanım; 
Yüreğinden kıstırıp, elinden tuttuğumsun! 

Şiddet

Allah’ın indinde kadın erine; 
Kutsallık verilmiş kendilerine.
Ne büyük ihânet kadına şiddet! 
Sokağı düşündüm daldım derine.

İki

Zaman bende ipe gelmez tor taydı,
Rakamlarım tükendikçe artaydı.
İki ayrı âlem ömrün yapısı,
Ölümsüzlük gelip, ölçüp tartaydı.

Ömür

Marifet kalplere beyinden girmek,
İlhamlar dalgadır azgın denizde.
Yaşam yağmurlarla yürüyen ırmak,
Akar gereğince dur deseniz de.

Hazreti Mevlana

Vaktinde zuhur etti, yayıldı perde perde,
Hep çileli yollarda, diz dize ve yan yana.
Orta Asya Türkistan Anadolu her yerde,
Rengârenk çığır açtı, O Hazreti Mevlana.

Aşklar

Baharlar serüven, yaz sonları dem,
Çok şey düşündüren sevdalar merhem.
Şehvetle kutsanmış yalan aşkları; 
İstemem arkadaş, yıkım istemem! 

Annedir

Rayiha kokulu annedir kızlar,
Şefkat derinlikli birer yıldızlar.
Hak hukuk eşitlik dedirten ruhlar; 
Edepten iffetten ardan hırsızlar! 


Dicle Kenarında

Bizim büyüklerin hâyreti sırdı, 
“Dicle kenarında” hikâye vardı. 
Ah yitik geçmişim, zamane nesli; 
Sırrı ifşâ edip zehri ısırdı! 

Usul Oldu

Faiz usül oldu edep ar dizde, 
Mârifet, ihânet, sır ifşâ bizde. 
Terk edemeyenler hiç öğünmesin; 
Sesleniş aranmaz kirli benizde! 

Evler

Kârûni duygular salar gör evim, 
Vakfettim ilhâmı tuzak kurana. 
Ölümsüz bir ufuk benim görevim, 
Şâire övgü var baktım Kurân’a. 

Hesapsız

Yana yatmış gövdeler, boyunlar baştan kalın, 
Zihinler kırbaç gibi, arenası yuların. 
Düşüncede fırıldak, sadâkatte hesapsız; 
Yaşayan kadavrası pervazsız uykuların! 


Hoş

Mahşere süvarili atların verâsı hoş,
Sükûn meclislerinde vaktin maverası hoş…
Hüznün davetiyesi, giden gelen bahtiyar; 
Ağlatan inzivası, hira mağarası hoş.

Aynı mı

Sabrı yedekleyip yutkunurum tek
Bir yudum su ile bir parça ekmek 
Gaye aşk herkeste aynı mı sence
Değer mi vuslatsız azabı çekmek

Rüyalar

Kurduğum rüyalar seninle tektir
Ruhunu ruhuma yamala diktir
İster dişini sık sessizce bekle
İster bende kalan hüznü biriktir


Olur mu

Gülüşü bir güneş, bakışı yaydı; 
Nazarı âdeta içime kaydı.
Beni kimler anlar, yanık sineler,
Hiç bahar olur mu âşk olmasaydı! 

İstikâmet

Bekleyeni unutur, ihmâl eder uyursun,
Bağırır Münker-Nekir, öndekiler buyursun… 
Sen ne biçim yolcusun, hem kimdir klavuzun; 
Müstâkime muhalif,müslümanım diyorsun! 

Lokman Hekim

Enâniyet nedir, samimiyet kim,
Hakikâte ermek gerek nitekim.
Mükemmellik var ki ölmeden ölmek; 
Nasîhatler piri,pir Lokman Hekim

Ne demeli

Çehresi postal rengi, nurdan nasipsiz alın; 
Pek vermekten dem vurur, epeyce boynu kalın! 
Ne demeli bilmem ki, besmelesiz götürür,
Sakaldan utan desem; ne suçu var sakalın! 

Nefs

Gâh kül renginde tekir; 
Gâh Tuzsuz Deli Bekir! 
Gâh bıçkın delikânlı,
Gâh olur Münker-Nekir.

Nereye Kadar

Her yanım fırıldak, her yer haşarı,
Gayeyi fark etmek büyük başarı…
Dünyanın dostluğu nereye kadar? 
Bağırır derin ses haydı dışarı! 


Karattılar

İnsan karartırları, tavanı yok tasalar,
Maskeleri düşürmüş koca koca masalar! 
Mehtapta ney havası, gerçekte pek çürümüş,
Yamyamlığı bırakıp vicdana uğrasalar…

Hemhâl

Gözlerim kalbime yakarışlar sâl
O’nun ahlakıyla olayım hemhâl 
Manevi arınma dua ve tövbe
Ötelere götür beni benden al

O’na

Aslında ben söz yazan bilinmez bir naçarım
Dörtlüklere yaslanır mısralarla kaçarım
Dört biryanım fırıldak sefil ve merhametsiz
Ben O’na sığınırım hep O’na el açarım

Seni

Çile zâr zâr yanmak yananlara sor
Öyle bir gaye ki heyecanı hür
Kurtuluş iklimi bambaşka şafak
Otağını kurmuş seni bekliyor

Bir Damla

Bu öyle seferberlik sonsuzluk var varışta
Hakikat dile gelir bir damla yakarışta
Gayretin nispetinde değerin değer bulur 
Basitliğin yeri yok sonu belli yarışta

Yazdıklarım

Hayaletler gibi evim ocağım
Cürmümü taşımaz kırık bacağım
Bütün yazdıklarım hay huy bestesi
Korkarım abdestsiz yutulacağım

Çağrı

Biliyor musunuz ısınıyorum
Sehere çağrının serinliğinde
Çömelip çok ağla, ağla diyorum
Nurani şeylerin derinliğinde

Arakan

Kehkeşan boğuşma ataş ağu kan
İnsanlık sürüsü mısralarla ben
Budizm’in dişleri zehri Arakan
Sustukça kazandık tüketerekten

Öteleler

Örf, irfân adına ne varsa kaymış
Amelsiz alimi bilginden saymış
Hayatsa akıyor boş dirensem de
Meşgul olduğum şey ötelerdeymiş

Kimdir

Ölüme susuyorum, bu yüzden kurban kimdir
Dörtlüklerim feryadım, gâm nedir figân kimdir
Zulüm idâm gözyaşı, düşünürüm niyâzla
Türkistan’da Alptekin, Mısır’da İhvan kimdir

Tesir

Hâl diliyle konuşmalar hoş olur 
Sevda olur azık olur aş olur 
Boş ifâde kalabalık teşvişler 
Rehin alır tesir gider boş olur

Şüphesiz

“Madem dünya fanidir” endişeye ne gerek
İhtimal ki ganidir, şükret başın eğerek
Dünya fırıldak gibi döndürdükçe çıtırdar
Ruhum na’şıma koşar nefesime değerek

Musallat

Hiddetim öfkelerim, hak batıl meselesi
Hesabın eteğinde burgacında zor bayım
Gavura kaptırılmış, kültürümün yelesi
Bolluk musallat olmuş,dinle çocuk zordayım

Helâk

“Yaratan Rabb’inin adıyla oku”
Çalışıp okuyup kitaplar yutsak
Ne müthiş bir erdem farketmek yoku
Beşikten mezara ahdimiz tutsak

Aşklar

Aşklar kümülatif ölümüne yâr
Yalın tereddütsüz eyledim izhâr 
Öpüşler vekâlet sevmeler köksüz
İstikbali kâbus güzellikler var
Aşklar kümülatif ölümüne yâr

Ve Seher

Aziz dostum baş koyanlar hür olur
Gökten yere yerden göğe sehere
Pür -nûr olur teslim olur sır olur
Yalnızlıklar sürüklerim nahere
Aziz dostum baş koyanlar hür olur

Teravih

Şükür kucakladık eyledik edâ
Konuşmak ilticâ susmak ilticâ 
Zikir fikir şükür sabır dünyada 
Teslim, hafızamız havf ile recâ 
Şükür kucakladık eyledik edâ

Gomora

Fıtrat mevt cinayet sokaklar katır
Ve önde Zerdüştler postu karartır
Ülkemde kol gezer arsız eblehler 
Çağdaş iblislere yetmez dört satır

Hicâb

Küfür tek millettir, irâde karma
Örften deformasyon şu bizim kızlar
Ve müsâbakalar diziler, sorma
Hem kimin hicâbı âh beyinsizler

Şey

Şöhret rüzgârlık çadır,tayfun çıkana değin
Sanat şeye değer mi, "şey" irâdesizliğin 
Sözlerimin içinde çok şey arıyorum ben
Ne çok şeyler öğrendim şu şey harabelerden

Sığındığım

Kurtuluşun en mevsimi arâfe
Vâkt-i kıyam ey başını seyreyle 
Rahmet ile çiselenir şerefe
Sığındığım encamımı hayreyle

Bizim

Şuûr derinliği yaşımız bizim
Sibirya\’yı yakar kışımız bizim
Ölüm varlığımız ecel giysimiz
Nefs ile savaşmak işimiz bizim

Cehâlet

Zerdüşt postalları teröre palet
İzâhı tükenmiş sözdür cehâlet
Mao’nun gülüşü Hitler’in ufku
Delalet hıyânet ve korkunç hâlet

Kâse

Yetim başı yüreklerde kef eder
Pahası yok şeytanları ref eder
Şevvâl ayı bayram etsin kâseler
“Az sadâka çok belayı def eder”

Lâf

Ahmak laf ü güzaf, lâf ola uçar
Arif\’se hiç söyler,çok şeyler saçar
Muhakkak ki mânâ ilim sır hikmet
Sükût dile gelir, aşka yol açar

Muhataplar

Şaklaban ezberler alıyor beni
Sözü didikleyip yoruluyorum
Melûn muhataplar biliyor beni
İblis taşladıkça diriliyorum

Al

Hür sesi mâbedimin,Bilâl\’i özlüyorum 
Mehteri milli marşta; hilâli özlüyorum
Eşsiz derinliklerden zirveleri besleyen
Gölgesinde yattığım renk "al"ı özlüyorum 
Öptükçe özlediğim, o hâli özlüyorum

Susun

Aşk kokusu buram buram şehitler
Şehitlik gül açmış yeşermiş otlar
Ölmezlikle besleniyor müjde var
Susun! Vatan vatan vatan öğütler

Oğul

Hâin desem sayın desem ne oğul
Vatan bilmez satılmışa be oğul
Hâbil Kâbil belki sebep he oğul
Âh şehidim susma bir şey de oğul

Edep

İnsanlığa tahsil yeter mi sandın
Mârifet edepsiz artar mı sandın
Bilgi gafletini tartar mı sandın
İnkâr surlarını yıkmalı tek tek
Ölümü ölmeden öldürmek gerek

Muhterem

Âşkın mâhiyeti gözyaşına nem 
Esasında mecnûn değildi kerem
Vuslat kemalatı itibariyle
İnanan gönülde o hep muhterem

Bilmez

Benim soyum ırkı bilmez
Bir tek Allah korku bilmez
Bir’den almış pâyesini
Bundan başka türkü bilmez

Şahsî

İrfanını şahsî ikbâl edinen
Şan şöhretin çöplüğünde didinen 
Emeklerin hıyânete dönüşür 
Sonsuzluğun sonu olur ödenen

Eyleme

“Bir” bilmez sevgiden yâr bilmez yârdan
Bilgisiz fikirden, görgüsüz vardan
Şaron Firavun ve Kisra’dan Çar’dan
Eyleme Allah’ım aldananlardan! 

Noel

Büyüklük taslarsın akıldan dulsun
Daha doğrusu sen frenkçe pulsun
Her hâlin ütopya, haçlı çarmıhı
Noel\’e köle mi,sen nasıl kulsun

Allah’ım

Zalime mahzendir cehlin izleri
Düşünen kullardan eyle bizleri
Ne erdem ne vicdân ne bir tefekkür 
Acı affeyle biz beyinsizleri

Değil

İçimde hep umut bâzen girift iz
Koşuyorum tahayyülsüz kaygısız 
Nâzım yazdım tefekkür yok duygusuz 
Şâir değil ben delinin tekiyim

Kahreyle

Kahreyle Allah’ım âd kavmi gibi 
Kahreyle hepsini sonuna kadar 
Kökünden mahfeyle kurusun dibi
Kızıl merkezlerden inine kadar

Kalem

Bencillik hırs şehvet ömrü öğütür
Dedikodu basit ruhun kelâmı
Cibilliyetsizi hayır şerre yor 
Kendime öğüdüm bozma kalemi

Sen

Hüznün yağmurlarıyla özlemleri giyince 
Ağulu fırtınalar yüreklere değince 
Ölüm başlar peşinden şehir çöker başıma 
Ben âh keşke dedikçe sen gelirsin düşüme

Yân

Taptâze yüz ile candan öte yân
Ruhlara çağıltı feryada aman
İlhâmda aşk olsun katre gözyaşı
Varlığın ağlasın güldüğün zaman

Kudüs

Ümmet seyrediyor duvarlarda süs
Mukâddes belde hem buyurmuş hâdis
Sen hep yerle yeksan âsır ayarsız
Mescid-i Aksa âh,âh canım Kudüs

Yağacak

Bindi nesl-i atî zafer atına
Göğü kamçılıyor şafak doğacak
Şuur boşluğumda dinmez fırtına
Tevhid vadisine yağmur yağacak

Değildi

Nerde kopuk insanlığın yitiren
Araştırdım inan bizden değildi
Üç asırdır viskileri götüren
Irzı satıp masonlara eğildi

Kut

Biliyor musun ısınıyorum 
Kut\’ül Amare’nin serinliğinde 
Çömelip çok ağla ağla diyorum 
Müjdeli şeylerin derinliğinde

Kızım

Emâneti Rabbimin lütfûdür kızım
Hep kıvanç vesilesi en tatlı sızım 
Gül gelincik çiçeği hayatın süsü
Ortanca tek leçeğim ve alınyazım

Terâvih

Bilâl sağanağı, huzura varın
Siz kırıp döksem de,bana bakmayın 
Ümidi kesmeden Affına durun
Tadil-i erkân var, yatıp kalkmayın

Muhasebe

Hasenat seyyiat, ölçü keyfiyet
Mükâfatta nizâm metin bir niyet
İlâhi adalet hakkı hükmeder
Kemiyyete bakmaz buyurmuş üstad

Meriç 

Müthiş üslubuyla hiç etmiş hiçi
Onu anlatamaz kalemin piçi
Vicdanı sâdası sözü mert adam
Köksüzler yazamaz Cemil Meriç’i

Cengâver

Seyretmek çok ağır suskunluk çetin 
Hedefe az kaldı, yolcu nerdesin 
Cengâver ne zaman senin hicretin 
Uyan nesl-i âsım, hangi yerdesin

Gaye 

Şeytan hevâsı aldatmak için
Arı\’nın çabası bal tatmak için
Bu iki canlıdan ibret alalım
Gelmedik dünyaya boş yatmak için

Sus

Her şöhret merkebi ahmak söz eder 
Boş lâf pazarında söze sus düştü 
Usul usul güldüm takdir-i kader 
Keleme konuşmak bize sus düştü 

Sevgi

Kaygan tartışmalar yine bu hafta
Ölüm ötesine taşındı yer yer
Hududun belirle kalma arafta
“Kişi sevdiğiyle” mutlak beraber

Deli 

Sanki birşey üflüyor,müminler telaşede
Bizim köyün delisi,en önde baş köşede 
Arada bir tebessüm,hû hu sesiyle inler
Secde iklim müsait,tevbe eyle hâşa de

Kılavuz

Ses renk hüzün ahenk, yol boyunca işaret, 
İşarete ne hacet, kılavuzu sen yâr et. 
Kuşatır nazarıyla seni mavi duygular, 
Büyü sarar mest eder, cezbe tüter esâret. 

Derin Vadi

Kin girdaba sürükler, ben tedirgin rahat siz, 
Sessizden ses geliyor, vakitsiz ve sıhhatsiz. 
Monşerli süvariler, hazır kıta bekliyor! 
Kaleler elden gitmiş(!) derin vadi rahatsız. 

Ufuk

Apayrı âlemde her şey silindi
Ufuksuz ufukta kaybolup gittim
Yoklukla birebir aynı filimdi
Varlığın elini ittikçe ittim. 

Sana

İçimde yükselen duygular var ya
Şiirsel çağıltı yorgun ve kıraç 
Derin sevdalarda leylâ yakar ya
Ben hep sana yanık hep sana muhtaç

Manzara

Asrın baronları ihtiras nifâk
Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak
Tek derdi milletse kin savaş niye
Hep aynı manzara aynı ittifak

Eşik

Tıpkı insan gibi uzanır eşik 
İki ayrı yöne mânâ bileşik 
Girişte çıkışta bir şeyler söyler 
Aklım hep tabutta gülüyor beşik 

O Ve Ben

Şiir sahilsiz derya, dalga boyu her nokta, 
Sonsuz sükûn sesleri, yokluk varda var yokta. 
Hayret duygu iç içe, hece hece levhalar, 
Yürüyoruz o ve ben, yapayalnız çoklukta. 

Geceler

Ateş yüzlü geceler, iniltili kütükler, 
Er bıyıklı gayyalar, artakalan sürtükler. 
Vicdan yeksan besbelli, hissiyatlar serseri, 
Sessizliğin çığlığı, sessizliği dürtükler. 

Eks

Dosdoğru hayat dolu, zamanı kim eğecek 
Fecir kuşluk saniye zerre eskimeyecek, 
Zaman geçmişte saklı, zaman şimdi taptaze… 
Yolcusu hiç bitmeyen zaman eksmi diyecek? 

Babannem

Nedense eksilmez gözlerimde nem 
Bir şeyler görüyor hâşa cehennem
Yaslanıp geceye ben keşke derken 
Çok ağla çok ağla derdi babannem 

Bir Katre

Eksik bir katre iffet,likralı basmaları 
Alev alev kol gezer,nerde kim bunu bildi
Her tarafta başköşe zamane yosmaları
Karardı mor tepeler sustu leyla kesildi 

Bakışlar 

Bıçak sırtı sözleri en vakti şafakta yaz
Bakışların çok derin,üslup latif hem ayaz
Gözyaşım dem sesleri,ürkek ve kalabalık
Uzaklaşma kendinden ,ağlaşalım gel biraz 

Ebâbil

Bu şehir boğuyor boğacak gibi, 
Ölümüm şafakta doğacak gibi. 
Dört bir yan Ebrehe,kalemim ürkek, 
Dokunsam Ebâbil yağacak gibi... 

Kolbastı

Kolbastı da ayaklar,sinelerde çıngırak! 
Çılgınlık öğütüyor,kim zanatkar kim çırak? 
İnsanlık dünden firar,yaşa sen Nesl-i Cedid (!) 
Çukura düşen adam,tepinip keyfine bak. 

Hercümerç

Göğ kesik yer kopuk, bir acayip gen aldım, 
Hep acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım. 
Meğer ben pek gamsız, her kelimem meyhane… 
Kavgası belirsiz, hercümerçten bunaldım. 

Metruk

Günahkâr aşikâr, indikçe indik, 
Çağdaşlık atına mahremsiz bindik. 
Köşe bucak metruk, üslup pek köhne, 
Şen şakrak tepiştik, gamsız didindik. 

Kırık Sandalye

Koca koca koltuklar, 
Adalet yok,hukuk var. 
Yaşa! Kırık sandalye 
El-Adl,Cenab-ı Hak var... 

Dikizleriz

Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz
Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz 
Mevsim zaman kâinat kan akıyor ırmaklar
Sarhoş bir mecnun gibi çakırkeyf dikizleriz

Eşik

Tıpkı insan gibi uzanır eşik
İki ayrı yöne mânâ bileşik
Girişte çıkışta bir şeyler söyler
Aklım hep tabutta gülüyor beşik

Gitgide 

İhtiyar gölgeye yatmak iyide,
Bu kadar miskinlik gelmez yiğide.
Belki de beklenen günü bekliyor, 
Benim de kıt aklım gitti gitgide.

Enâniyet

Onlar peşimdeydi hep ben en önde 
Kibir caka çalım ne var bende var 
Aczimi fark ettim sonun önünde
Son anda terketti bu üç kafadar

İfşa

Islak zarf doğurdu bulanık sular
Yer yer faşoluyor hain pusular
Düşman da bir sevinç bende ızdırap
Cunta vadisinde köhne duygular

En Yahşi

Hüznün yahşi cehren yahşi ten yahşi 
İsmin yahşi aşkın yahşi sen yahşi 
Tıpkı bülbül sensiz yeşil kubbeler 
Sana meftun sana tutkun en yahşi 

Birlik

Sağı solu ne varsa
Edirne’den ta Kars’a
Hakikatle tüllenip
Ziyâ iklimi sarsa

Manzara

Küfrün baronları, ihtiras nifak
Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak 
Tek derdi milletse bu savaş niye
Hep aynı manzara, aynı ittifak

Tabak

Hırs beynim kemirir eller şak şakta
Sokaklara inat mı, yok yok tabakta 
Çok şeyler döktürüyor irfan yok amma 
İnsan eti göresin tabağa bak da

Gazel Gibi

Artık sonbaharım ben gazel gibi
Anbean çöküyor sonun kubbesi
Kefene yaklaşan beyaz el gibi
Uzanır ruhuma ölümün sesi

Büst

Leyla’ya ser çekmiş Leyla’nın üstü, 
Vuslata engeldir Mecnun’un büstü. 
Kim bilir göz kırpar belki ihtimal, 
Hiçlik sütununda bir akşamüstü. 

Yapayalnız

Sensiz yine yaslanmışım bir dağa, 
Senin ile sen-ben yazdım yaprağa. 
Yapayalnız rüya bu ya ikimiz, 
Sığınmışım Veysel gibi toprağa. 

Bir El Tutsa

Şuh sükûtum duyulsa, derdimi açabilsem, 
Mecnunlara karışıp saçtıkça saçabilsem... 
Zamanın inadına mevsimleri delerek, 
Bir el tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem... 

Yemyeşil

Geriye döndürelim yemyeşil rüyaları
İhtimal gözlerini istemem güyaları 
Dörtlük deli gömleği, gözlerin kadar tatlı 
Gel bize seyredelim kanatlı hülyaları

İp

Ümit kasem yumağını eğirtsem 
Düşe kalka son durağa seğirtsem
Ne gam artık ipi sıkı tutmuşken, 
Zaman bozuk mevsim savruk bir gitsem

Pamuk İpliği

Her yerde sapsağlam kendir var ama; 
Belki de benimki pamuk ipliği. 
Yazıcı dokunma dinmez yarama,
Terk ettim ben zaten şuh edipliği.

Ömer Ekinci Micingirt

Ey 

Ey yokları var eden dertlilerin tabibi
Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme
Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi
Nisyânıma terk edip beni senden ayırma

Hesap

Her akşam sabaha mutlak erecek
Mağripten maşrığa aynı saatte
Görecek dehşeti herkes görecek
Günah yıkanırken gayyalı katta

Ömer Ekinci Micingirt

Teşviş

Aşkın ikliminde hoş olur işler
Sevda olur azık olur aş olur
Kurak etti şu gönlümü teşvişler
Ariflerin gözü gönlü yaş olur

Ömer Ekinci Micingirt

Gazze

Fosfordan mağmalar güneşi yaksın, 
Süt kokan eyvahlar ortaya çıksın! 
Belki bir Osmanlı gelip tekrardan, 
Vicdana üfleyen ses duyacaksın. 

Ömer Ekinci Micingirt

Unutma

İçim hep kasırga tutsak etmiş gam, 
Sinem delik deşik, çekil be adam! 
Ve ömür çok kısa unutma sakın, 
Ruhum hep ızdırap eyvah da yaşam. 

Dil

Bazen eşsiz tekmil, isyankâr yer yer …
Küfrün körüğünde ben’i de geçer.
Dil şeker şerbet bal, irfan’a tedbil,
Cahil kucağında zehirli hançer.

Son

Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar
Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz
Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır
Makam şöhret şan” kabir kapısına kadardır”

Ey! 

Ey yokları var eden dertlilerin tabibi,
Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme.
Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi,
Nisyanıma terk edip beni senden ayırma.


Koşun

Zaman elleşiyor ecelde sende 
Ses verir her nefes hemen ensende 
Koşun koşun koşun, hesap bekliyor 
Secde ve gözyaşı var mı kâsende! 

Vesile

Vesileye hissettir, koş kendine bu sene,
Prangadan boşanıp, o iklime gelsene.
Hedef büyük gaflet pek, öte ufukta bahar,
Taptaze bir his ile aşk ve vuslat desene.

Son Nokta

Hayat bir fısıltı, ne derse desin,
Sonu yok,son nokta yeri herkesin.
Sahilsiz yürüyüş kıyı engebe,
Koş tekne geliyor yolcu nerdesin! 

Kul Hakkı

İster milyon defa tavaf eyle sen
İsterse yaş döküp sevap eyle sen
Kul hakkı seninle paslı pranga
Gerçeği fark edip af, af eyle sen


Nisyan

Aşka şarap içirir, nisyanların kırığı
Meyhaneye bağladık, tekkeyi ve sarığı
Yok, ötede ümid ye’s, ötenin endişesi
Mahşerin gayyaları Ömer’ın hıçkırığı

Ömer Ekinci Micingirt

Yusuf’un

Beni âşık edip; yaram deşmeyi,
Sevda kazanında yanıp pişmeyi,
Bilir misin sabrı, aşka düşmeyi
Yusuf’un sabrından bana da gönder.

Ömer Ekinci Micingirt



Yağlı Sicim

Düşündüm hamalı, yağlı sicimle
Tükeniş başladı bütün gücümle
Kurtuluş tek hitap, işte o cümle
Sen affedicisin, affı seversin...

Hodbin

Her ses her nefes,göremez hodbin, 
Himmete kapalı,ben diyor hep ben. 
İzlerken püskürür maşuk duygular, 
Ruhuma tattırır aşkı hudabin.

Gittin

Yokluğun kuşatır,deme çileli 
Sensizlik çiledir bildim bileli 
Sükût eder gönlüm sessiz derinden 
Takatim kalmadı gittin gideli...

Sonsuzluk

Tevbeler yerine mutlak erecek
Belki de günahla aynı saatte
En acı dehşeti kimler görecek
Sonsuzluk son bulur gayyalı katta

Kimi

Öbek öbek mahlûk var kimi kurt kimi tilki
Kimi hoşt hırıltıda kimi pek yüce bil ki
Kimi mecnun divâne kimi miskin avâre
Kimi çağdaş Firavun kimi sonsuzun ilki

Yağlı Sicim

Düşündüm hamalı, yağlı sicimle
Tükeniş başladı bütün gücümle
Kurtuluş tek hitap, işte o cümle
Sen affedicisin, affı seversin...

Gül Olur

Sen ağlama yoksa bana hal olur
Gözyaşların içim akar bal olur
Cehennemi yaş söndürür bir tanem
Sen gel bana hicran yanar gül olur

Efendim

Yokluğun kuşatır,deme çileli 
Sensizlik çiledir bildim bileli 
Sükût eder gönlüm sessiz derinden 
Takatim kalmadı gittin gideli...

Firûze

İstemem ben paye nişan endaze
Altın çağın her zerresi taptaze
Sonsuzluğun ahengi var tefekkür
İçim sarar semavi bir firûze

Derbeder

Tıpkı mecun gibi dön bak âlime, 
Cismi eşşek yükü taşır bi haber. 
Bir bilene sordum bir ahvalime, 
Şakağı karartmış benden derbeder.

Bir Ömür

Gönlüm her zaman senin, hoş üslupla yâd eyle 
Tebessümle okşayıp gözlerinle şad eyle
Ruhumdan yükselen ses her yerde seni arar
Bir ömür hep yol boyu, gönlüne serhat eyle.

Sükût Güzeli

Bir çiçek bekledim ayazda gelen
Ve güle rastladım her yanı titrek
Nihayet ruhuma açtı kardelen
O sükût güzeli söze ne gerek.

Renkler

Gönlüme hissiyat, hislerin yer yer,
Sendeki yâr renkler ben’i de geçer. 
Sensiz bir başkayım sana bürünmüş 
Sen heceliyorum, sensiz derbeder.

İç İçe

Hep bendesin sen bende, yokluk sesi var ama 
Hasret-hüzün iç içe, bende neşe arama.
Zamanı itekleyip; hep seni bekliyorum,
Sen efsunlu musikim, sen dermansın yarama.

Terhis

Ellerimi bırak yüreğimden tut
Mekanın içinde mekanı unut
Allah\’ın indinde engebe yoktur 
Terhisten terhise koşuyor tabut

Mukaddes

Dudaklarımda ismi sessizlik içinde ses
Beynim beni tırmalar neden anlamaz herkes
İzâfi gelgitlerim koşar meçhule doğru
Hiçliğe iz bırakıp; hâlde yanış mukaddes

Ehil

Susun “emaneti ehline verin”,
İrade hak olur, endişe erir.
Teslim Aslı gibi sesleniş Şirin; 
Yaş döken çok olur çöller yeşerir.

Vuslat Vakti

Kapayın gündüzü, söndürün sönsün,
Ben yâre varmışım bir vuslat vakti.
Yeşeren hislerim gece görünsün,
Yâr bana küllenmiş közü bıraktı.

Serhat

Telafisi ağır,şehidim sen yat! 
Doksan bin çiçeği koklayan serhat.
Sitem ediyorum amma ve lakin
Var,yoktur; yok,vardır mutlak nihayet.

Deli Diyorlar

Beynim de aysbergler, neler neler var,
Yâr deyip yâr deyip, yâr deyip arar.
Belki bu arayış çok şeye gebe; 
Nedense hep bana deli diyorlar! 

Tökezler

Ruhani derin hisler, aşk sarardı şiiri,
Yorgun ihtiyar gibi, düşe kalka inlerdim.
Karanlık sokaklarda getirirdim tekbiri,
Ve peşinden tökezler, savrulur gülümserdim.

Şüphesiz

Tevbe ve misliyle mükâfat gelir,
En derin mihengi, “keşke” evlerin.
Günahsa çukurun dibe yükselir,
Sebeb-i sükûtun kalp alevlerin.

Beslemeler

Zift yağıyor adeta, şeylerin en şeyinden,
Bizdeki beslemeler, zıtların eşeğinden.
Her yer acı intikam, izan irfan yerlerde,
Vicdansızlık şöleni vâdi basın yayından.

Köpekler

Çobana sürünüp sürüyü bekler
Köpeksiz dağlara çakallar yağar
Çakaldan habersiz bizim köpekler
Sürüyü terk etmiş çobanı boğar

Görmeler

Aynalar da görmelerde bir perde; 
Yanlış ata oynuyorsun unutma! 
Kemâlini idrâkine göster de; 
Nankörleri görenlerle bir tutma.

Kızlar

Meğer üç harfliymiş, raks eden kızlar,
Şimdi kaybolurlar, karanlık sönsün.
Tıpkı kızlar gibi gece yıldızlar,
Tekrar gelecekler,hele gün dönsün.

Zaman

Tıpkı benim gibi, pek sarhoş zaman,
Yol boyu terk etmez, düşündüm o ân.
İki ayrı âlem, birde tefekkür,
Sanki gök gürledi, delindi tavan.

Musiki

Aşk döker dereye derin ırmaklar,
Ruhları dindiren musiki saklar.
Yüksekten uçuşan turnalarında; 
O’nun ahengiyle sayar parmaklar.

Vuslat Duygusu

Çöle serap yağmur susayana su,
Çok canı yok etti yokluk korkusu.
Sükûtta hararet,çığlıkta sükûn; 
Tarifsiz yanıştır, vuslat duygusu.

He Ya 

Hüzünle yürüyoruz, sanki o günden beri,
Salmışız kendimizi, gâh atlıyız gâh yaya.
Ve zümrüdî hıçkırık dağın gözbebekleri,
Mevsimim son güzünde, gel diyiyorum he ya.

Düğünüm

Kahrımı çekiyorum, kopuk nesiller günüm 
İzzet zillet mahvoluş, yıllar yılı sürgünüm
Ne çok şeyler kaybettik diziler gölgesinde 
Sevgililer kürtajlar, rastgidiyor düğünüm

İrkiliyorum

Ben beni biliyorum,
Gam keder gülüyorum.
Tahsisatı düşündüm,
Hayret, irkiliyorum! 

Emanet

Her yaştan her renkten canlı et olsun,
Sokakta yat çiftleş, sus lanet olsun! 
Dünya ve kâinat, hesap ve mizan,
Boş ver ne fark eder, emânet olsun.

Piç

Ben hep samimiyet, içimden gelir,
Bir şey olabilmek; hiçimden gelir.
Aşklar tartışılmaz aşka ihânet! 
Zürriyetin nedir, piç kimden gelir.

Ufacıktım

Çokluğumu düşünüp, ben açlığa acıktım; 
“Zan”nım iri kocaman, insandan ufacıktım. 
Yiyip içip uyumak, hayvani bir mahvoluş, 
Yok mudur telafisi, cürmü ifşaya çıktım! 

Ne

Usta ifşa eyleme, yöneliş kim pâye ne 
Şâir isen hem madem, şuâra hikâye ne
“Her vadide gezerler”hüsrana uğrayanlar 
Şan şiire ihanet, ediplik kim gâye ne

Bizimsin

Hikmetten sual olmaz, ismin gibi nazımsın,
Kızıpta giittin amma, yinede sen bizimsin.
Sözlerin karadelik,her sokakta izim var,
Bazen gözümde şair, bazen kominizimsin! 

Müstesna

Renk renk eşref-i mahlûk, o hâlâ derisinde
Asabiyet sus desem, şirk verdi nârasında
Zira dört başı mamur, mefkûre mi oda ne
Bu müstesna yaratık, insanlık neresinde

Kazan 

Okuyan yazan mı ben
Söz sazsız ozan mı ben
Alev alev her yanım 
Kaynayan kazan mı ben

Nedendir

Ben hülâsa o yâr için süslendim
Hiffet nedir, iffetine yaslandım
Yapayalnız meyusâne hislendim
Ağrım dinmez yüzüm gülmez nedendir

Yayın

Ne edip der ne göz nuru ne emek
Şâir kimdir şiir nedir velvele
Şöhret ister duyguları neşretmek 
Şâir öldü şiir yetim gel hele! .. 

Sırtlamış

Nefret verdi yaşadığı kuşağa,
Gel de kızma İmralılı eşeğe! 
Semerini Avrupa’dan sırtlamış; 
Pislemiştir baş koyduğu döşeğe! 

Kisra

Fırsatçı fesatçı çalan sazları
Malum düzen çarptı bizim kızları
Moda reklam para ve gösterişler
Kisra’yla düşündüm düzenbazları

Çok

Bugünlerde habire, sanki duçarım derde; 
Sevdiğine dert verir, şifa verip sever de.
Zaman farz et tükendi, sönmeyen gölge var mı? 
Usta çok korkuyorum, rüzgâr tersten eser de! 

Şey Gibi

Şeylerin ismini, aşka koyarlar,
Bu aşktan dışarı, şey gibi yârlar.
İffeti tepeler, zillet ekleyip; 
Soyunup giyinip, zifte boyarlar! 

Bir Duble

Hüzünlü bir gecede, ruhum büyüdü yer yer,
Ben gene şiir yazdım, siz de bana baktınız.
Bir duble yaş düşledim, vakti değilmiş meğer; 
Sonra terk ediverip, fikri his bıraktınız! 


Deyyuslar

Bak siyah komşuda sütbeyaz ölü; 
Deyince nedense hepten sustular! 
Dünyanın vicdanı kumla örtülü. 
Sömüren vampirler pek deyyustular! 

Hâşâ

O Allah’ın indinde, yok ayrı gayrı var mı? 
Ümitsizlik ne peki, bu kulluğa sığar mı? 
Ses veriyor kâinat, görmemezlik ihanet! 
O şefkati yok etse; anne çocuk doğar mı? 

Hayal

Gözlerimi kapayıp; aldırmam yorumlara,
Eşyaya teslim olur atlarım derinlere.
Hayallerde boğulur, hakikatte yanarım; 
Aşk harâret verince, koşarım serinlere.

Ömür

Ömür: kimine uzun, kimin de bir kelebek; 
Ömür: tıpkı huy gibi özünde sendelemek…
Ömür: bazen de gölge, velilin sükûtunda; 
Ömür: kefeni biçip, zamanı rendelemek…

Ölmüyorum

Neden bu günlerde gülmüyorum ben; 
Şen şakrak olmak mı, olmuyorum ben
Kulluk ve liyâkat, hesap ve kitap; 
Nefesim burnumda ölmüyorum ben! 

Kepazelik

Pimini çek diyor elinde silah; 
Peygamber ocağı, elbet he vallah
Tespit pek müthişti; tam kepazelik! 
İtiraf eyledi, eşhedü billâh,

Hüsnüniyet

Avama hüsnüniyet, ilmi sorana kadar
İnekte ki basiret, tren görene kadar
Ve bendeki tolerans, bilinmezle perdeli
Enâniyet ölçüsü, nefsi yerene kadar

Bendedir

Huzurunda mıyım, ey yüce takdir; 
Neyin peşindeyim, söz etmek nedir.
Gafletten kurtuluş, arayış haktır,
Müspette bendedir, menfi bendedir.

Kalbim Temiz

Benim kalbim temiz(!) nefsim temiz der; 
Günah şakağımda kaynayan kazan! 
Flört tellal dikmiş aşk kubbemiz der,
Şeklen oruçluyum, kısmen ramazan! 

Kraliçe

Cehlin kendince kullan, zaaflarını azdır
Bedenine tâbi ol, taçla taçlandır eti
Çıplaklığa yürürken, aşkı kaybettim yazdır
Kahrolası yarışma,orta çağ esareti 

Dilsizler

Dinleyenden ziyade, susanlar üzdü beni; 
Bir şey konuşmak gerek, düzen azgın düzeni! 
Haksızlık karşısında, susanlara ne denir? 
Deyyuslara değişmem, günahlarda yüzeni! 

Muşamba

Gece ve gaz kokan, fitilli lamba,
Hep seni hıfzettim seninle amma; 
Uyutmaz bu rüya, yat kalk ayakta,
Bir ben yerlerdeyim, bir de muşamba...

Tezek

Nankörler sofrasında,sus söylemek huyumdur,
Görenlerin ikramı “edep ya hu “deyimdir.
Söz meclisten dışarı, nankör olamaz tezek; 
Tezekten bir öncesi, ihtimal varsayımdır! 

Muhakeme

Ve her şeyim izafi, gerçekte davam tam da; 
Hakk’ı yaşamalıyım, hakikat kıvamında.
Beni bana bırakma, esaretle iç içe,
Ruhum alıver gitsin, bir bahar akşamında.

Beşer

İçgüdü topladım, zevk safa tattım, 
Güneşe üfledim bulutta yattım.
Sözlerim izâfi, ufkum sınırsız
Beşerden öteye bir mücazattım.

An

Sonsuzu düşündüm son bürüdükçe,
Yelkovan koşuyor “ an” kürüdükçe.
Ömrümü sattığım açgözlü zaman; 
Akrep tepelerim sen yürüdükçe! 

Zerzevatlar

Neredeler bir bilsem şu sözde akil itler,
Hem meclisten kaçıyor, hem meclisi kilitler! 
Ulan sayın haydutlar! Zerdüştçü zerzevatlar; 
Mahpustaki neyine, bankamatik gel gitler.

Yıldızlar

Yaşamın ziyneti,nurlu yıldızlar; 
Allahın bir lütfü değil mi kızlar? 
Ruhu ve benliği vurgun şefkate; 
Onlarla raks keder, gece gündüzler.

Ödül

Sen kin, nefret ürünü sen akrebin dilisin,
Zehrin kursaklarında, sen Zerdüşt’ün külüsün.
Sen Batı avlusunda,emir kulu zincirli; 
Sen Hamza’nın düşmanı, Vahşi’nin ödülüsün! 

Seğirtsem

Hüzünlerim terk edip, bilmem ki nere gitsem,
Düşen günbatımında, ömrü terse eğirtsem.
Ruhum aç paramparça, yollar tutar akşamı,
Çile vakti kuytuda, dertlerime seğirtsem.

Duyuyor musun? 

Şehir de eşin beyin, köyde yiğidin erin, 
Mersi bay bay bravo; kurusun hây ellerin! 
Katlettin sözcükleri, duyuyor musun şair? 
Yerlerde paramparça, kurduğun hayallerin...

Ses Veriyor

Çınar gibi dayandığım öğütler,
Meçhul asker Micingirt’te söğütler.
Rüyalarım vazgeçilmez cellâdım,
Ses veriyor ağ baba’dan şehitler! 

Gibidirler

Hep kendine yaşayıp, zannı geçen kibirler; 
Görenlerin azabı, çukurun dibidirler! 
Ve gayeyi dert edip, teslim olan yiğitler,
Sadakat noktasında sıddıklar gibidirler. 

Farkettim

Terk edemediklerim, bugün yarın ve dünüm,
Bulut gibi çilekeş, deniz gibi dolgunum.
Tolerans aşk bilirim, seyredenin yüzünde; 
Farkı fark ettim artık, toleransta olgunum.

Erenler

Er yürek arayın birlikte erek 
Esâsen ermeye vesile gerek 
Ermenin en hâli hiçlikte gizli 
Erenler aradım hep gizlenerek

Ateşte

Sendeki güzellik ebed ve ezel; 
Sıratlara binek, cennetlere el. 
Hasret buğu buğu dört biryanım gam, 
Yüreğim ateşte, kül etmeye gel! 

Sığın

Muhâbbetin kadar yol alılırsın sen, 
Geçmişi şâd eyle geçip giderken. 
Öteki ömrünü bu güne satma; 
Alnın koy divana sığın bugünden.

Oynama

İrfân yudumlayıp insanca yaşa 
Kendini kendinle koyma baş başa
Ecel nispetinde ömrü dünyanın
Kim kime aittir, oynama boşa 

Korkarım

Hissiyat ne ister, hep zârlanırız,
Ölümü andıkça toparlanırız.
Şu kaş göz el ayak kime emanet,
Korkarım pek şedit azarlanırız! 

Kan Misket

Firavun kadar yakın az ilerin,
Dağlıyor taş kalbimi dizilerin.
Ateş barut kan misket, kahrolası; 
Ölüme üflemekte, Nazilerin! 

Tartaydı

İdrâk bende tor taydı,
Soydum perdeden kaydı.
Biri günahım yakıp; 
Sevabımı tartaydı! 

Gibi

Ürküntü arasında, zor beynimi ovalar,
Dilenciler sokakta zabıtayı kovalar.
Birkaç asır mesafe, Kisra’nın özlemiyle; 
Tasmasını koparan it gibi burjuvalar

İdrak

Liyâkat üretip görgüye ersem; 
İfşayı çağırıp sırla eversem.
Tedbirle iç içe gerçek emniyet,
İdrâke bağlayın, tersten esersem.

Ben Sen O

Rakamlar etrafında, git geller fırlanırız,
Say say bitmez sonu yok, sonsuz sıfırlanırız.
Lâkin her şeye rağmen, aczimizi fark edip; 
Ben sen onu bırakıp, biz der hayıflanırız.

İnan

Çokluk varlığı yıktı inan sözüme inan
Kızıl karanlık çöktü inan sözüme inan
Ne hiç kaldı ne hicâp boğuyor münâkaşa
Ben’im benden büyüktü inan sözüme inan.

Sarsılmaz

Üslûp bilmez yüreklerde his olmaz,
Vuslat rengi zihinlerde pas olmaz.
Mümin tıpkı yıkılmayan dağ gibi; 
Zaman yürür nabzı durur sarsılmaz! 

Çeşit Çeşit

Zulmet ve nur kucaklıyor herkesi,
Her devirde iki türlü insan var.
Rum Ermeni Abazası, Çerkezi,
Renk renk yüzler, çeşit çeşit lisan var.

Mevcut

Kendime gidiyorum, bir nefes yol var; 
Sonsuzluğu ister mi gerçek vücudum! 
Gün gün tüketiyorum, varsa ne kadar
Hacmimi ölçmeyin, bomboş mevcudum.

Hâya

Ayıbı görmemek ne büyük ayıp 
Edebi resmedip kazsam duvara 
İffet pınarından ar yudumlayıp 
Hayâyı hıfzedip yazsam duvara

Telaşa

Ölümün son güzü ben kışındayım
Ölümsüz zamanım akışındayım
Ölümü tanımak ne büyük gerçek
Ölmeden ölmenin telaşındayım

Oynaşın

Gerçeği serap görüp çöl gibi kurur çatlar,
İdrâk yüceliğinden pek uzaktır zevatlar.
Ölüm yok oluş mudur yaşam bâki mi peki; 
Tedbir nedir takdir ne, oynaşın zerzevatlar! 

Hüvel Bâki

Yaşarken kalabalık ve ölürken teksiniz
Yapayalnız kapısız sura vurur eks’iniz
Hüvel Bâki, fatiha, zor be terhis töreni
Ürperteni hissedip tek tek gideceksiniz

Her İnsan

Tefekkür tolerans imanın bendi
İdâk marifettir çiledir dendi
Her insan mükemmel, sevgi aşk varsa
Mevlana beslendi Yunus beslendi

Ya Hayy

Her yer tefekküre koşar bu ayda
Hakkın seslenişi yer gök Hayy Hay’da
“Ya Hayy” diyebilmek feragat ister
Bedbahtsam gafilsem körsem ne fayda

Kin Yuvası

Terör İmralı’ya asmalı konak
Durmadan zift yayar, bu kirli çanak.
Bu kimin maşası, kimin Zerdüşti
Kandil kin yuvası meclis sığınak

Hâl

Gözyaşından ziyade, ihlâs ile hâl olur; 
Melekûta varılır kul başını eğince.
Ölümsüz nağmelerle sonsuzluğa yol bulur,
Tüm varlığı titretir aşk ile kükreyince! 

Ey Nefsim

Aklında bir hacmi var ötesine geç
Teslimiyet ve idrâk gelecek er geç
İdrâkin ertesinde ses duyacaksın 
Gururu terk eyleyip tevâzuyu seç

Murat Han

Hak ve batıl aynıdır,kaç yıl geçse aradan
Çok şeyleri tattırır tatmayana yaratan.
Âlimler ve şairler, anane ve gelenek
Kosova’yı düşündüm ah nerdesin Murat Han

Tahsisat

“Kara toprak” örtüdür alevlerine cinci; 
Bu nasıl şartlanmadır bekliyorum ey kinci! 
Sonsuzluğun sahibi sabrı verir durdurur, 
Tahsisatın hazırla, mizândadır Ekinci… 

Gelse

Cenneti kokusu annemde else, 
Ki öyledir anne âşkın baharı. 
Efkârla öperim rüyâma gelse; 
Öperim her daim geçer efkârım! ... 

Cân

Sır ifşa naz niyaz başıma taçsın 
Sahip olduğumsun teslim oldum yâr 
Sen var iken bu ben nereye kaçsın 
Seninleyim hep cân sonsuza kadar… 

İmge

Gözlerini gördüm senin dışında 
Yine sen giderken ben orda kaldım 
İmgeler bıraktın her çıkışında 
Peşinden toplayıp sokağa saldım 


İfâdeler

Duygulara tutsak olmuş not es 
Maşallah der övülmeye alışık 
Ya mevsimlik ya gündelik prenses 
Fikir bozuk ifâdeler yılışık! ... 

Perde Olur

Kelimeler nispetinde sayılar 
Hakikatte çok şey saklar kuyular 
Varsaydığın çoklukların yok olur 
Görmelere perde olur duyular 

Seklavi

Hayat toy seklavi ürküttüm adım adım 
Sevincimi kuytuya hüznü hüzne boyadım 
Tescilli bir köylüyüm Ekinci derler zaten 
Paramparça hasatlar belki sebep soyadım

Kortej

Felâket ruh hâli meçhul bir adım 
Sebebi sebebe sarıp yamadım 
Kortej görevdaşı,mahkeme mahkum 
Hükmeden ne ister anlayamadım 

Hicret Gibi

Mukaddes ve mübârek,horlanan adetimiz 
Yaşamın reçetesi,asr-ı saadetimiz 
Fitnelerin sardığı hele ahir zamanda 
Tıpkı hicret gibidir, hicret ibadetimiz...

Aşk Edebi

Zordur Ferhat olmak çetin çileli 
Sevgililer sahte,aşklar hileli! 
Çile nispetinde aşkın edebi; 
Züleyha, Yusuf\’u bildim bileli.

İnabet

Tasavvuf rahmeti tahsile alet 
Kimine inabet,kime delâlet 
Nefse hakimiyet veyahut mahküm 
Heva nefsaniyet şirk ve dalâlet! 

Saf-lâf-gaf

Zihniyet dökülüyor, gaf aralarında, 
Nefretin en koyusu, lâf aralarında. 
Narsistleşmiş âdeta, hep ben ben ben diyor; 
Şeytanlar koşturuyor,saf aralarında! .. 

Ters-düz

Günah benim sevap ben,zarar benim kârda ben 
İmtiyâzlı muktedir,efendi hünkârda ben 
Sefâlet ikliminde ters-düz olmuş fikirler 
Secdenin en yerinde,şirk hâşâ inkârda ben 

Şeksiz

Tevbe kurtuluştur tevbe gümandır 
Allah\’ın affını şeksiz umandır 
Gerçek şu ki,zaman ahir zamandır 
Uyarılar dehşet,azap yamandır 

Kişi

Allah dostlarına eşsiz laflar der 
Nifâk yalancılık diyemem geber 
Kıyamet gününde mahşer yerinde 
"Kişi sevdiğiyle olur beraber" 


Mânâ

Hakikat bilenler mânâda varlar 
İslam\’ın nuruyla ışıldar parlar 
Şiir bahanedir tebliğ yaparlar 
Sonsuzluk peşinde gerçek şâirler 

Çomarlar

Hırlayıp havlıyor hoş durmuyorlar 
Zinciri koparmış boş durmuyorlar 
Yatıp huysuzlaştı yerli çomarlar 
Yalaklar tamtakır koşturmuyorlar! 

Hal-Fıtrat

Sofralar zenginleşti burjuvazi filimler 
İmtiyazlı züppeler ilim bilmez alimler 
Kime baksam dört-ayak hâl fıtrata hıyânet 
Fildişi kulelerden hakikat der zalimler! .. 

El

Çamur kirletemez el temiz else 
Adalet sabretmez vakti evvelse 
Zihnim pek karışık sokaklar küskün 
Muhakkak hoş olur hak dile gelse 

Bir

Kış kıyamet hırs kin fücur fısk nifâk 
Umudu karartma dön mâziye bak 
Mutlak yücelmeli bu kutlu dâva 
Bayrak ezan vatan “bir”de ittifak 

Tepki

Anladık efendi,gizlilik sırdı 
Kim bilir belki de kalemi kırdı 
Hizmetkârsın sen ki,gölge düşürme 
"Tepki"dostane dilim ısırdı 
Müdafaa hakemsiz,izâh kısırdı... 

Yüzün

Sükûtun pençesine takıldım hüzün oldu 
Vefasız gülmelerin ifşâsı yüzün oldu 
Sıdk ve kayıtsızlıklar,hâlin yeldeğirmeni 
Münzevi baharların bana hep \’güz\’ün oldu

Vahdet

Sulh islamın ağacı meyvesi sünnet olur 
Barışta buluşanın mekânı cennet olur 
Vahdeti unutmanın acıdır semeresi 
Tahrik ve şuursuzluk,veyahut cinnet olur 

Mâlesef

Kin nefret izânı dele bilirmiş 
Şaron\’un yerine gelebilirmiş 
Bir avuç satılmış kurnazlıklarla 
Kardeşi kardeşten çele bilirmiş 
Şeytanca hıyânet hile bilirmiş! ..

Tembih

Savrulup çöküşü-mü yazın duvara asın 
Ağlamayı unutan namertler okumasın 
Kederli yanlarımı yokluğuma sakladım 
Yokluğumu sevenler kuytularda ağlasın 

İnkisar

Sükût içimde mahşer, çile emzirilen tat; 
Beklentilerim dipsiz gamsıza izâhat zor 
Gözlerim alev ateş, tıpkı bir deli Ferhat! 
Yaşamaktan ziyâde, hep ölesim geliyor! 

Bekleyiş

Nerede kahramanlar unutuldular tek tek 
Mâzimin rüzgârları belki de esmeyecek 
Gözlerimi kararttım aşk ile yağıyorum 
Hak kutsal dâvaların hızını kesmeyecek

Vâkit

Salâlar veriliyor, dinleyenler kızanlar 
Sükûta yaslandıkça kanatlandı ezânlar 
Vâkit günlerden cuma içimde gökkuşağı 
İç çekme vuruşları, okuyanlar yazanlar

Âh

İçimde bir ateş var, yaşıyorum âh ile
Fikri cevlân ederken bu bendeki zân nedir
Korku haz karışımı mahbubu eyvâh ile
Yalnızlık ve ıstırap, şâir ne ozan nedir

Fen-Din

Vicdânın ihyâsı,ziyâ,kâmeti 
Gerçeği tesbiti ve istikâmeti 
Ancak ve sadace "fen ile dinin 
İzdivacı" Hakk\’ın tecelliyâtı

Deyiş

Uyan yârim seccdeler bekliyor 
Seherlerde gülümseten ne iş var 
Gümüş rengi efsûnlu bir deyiş var 
Uyan yârim seccâdeler bekliyor

Köy

Ötede bir köy var cenneten ada
İnletir ney gibi ruhumu sarar 
Kevseri tattırır fâni dünyada 
Babası olmayan köy neye yarar

Üç Kelâm

Gelenler sıkılmasın isterdim ki ölende
Sevenlerde gelsinler mirasları bölende
İsteklerim üç kelâm, helâllik af fâtiha
Namazla müteâkip yol aldığım şölende

Öyle

Kökünden çıkardığım sözün dalları yerde 
Dörtlükler yataklara beyit üstüne perde 
Gözyaşı sarnıçları çatlakları yutuyor
Çığlığımın sesi var bıraktığım eserde

Gittiler

Bugün de dün gibi boş vere saldık
Dünya ve kâinat hafife aldık
İki ayrı âlem gören yiğitler
Ölüp ve gittiler biz kalakaldık…

Sandık

Azgın vakit kin sesleri ve sandık 
Sokakları dövülecek şey sandık 
Siyaset mi şakırtı mı savaş mı 
Kulakları tıkamaktan usandık! 

Kahretsin

Elbet ben ölürsem eksilmez hayat 
Fakat yâd edilmek vardan istenir 
Kahretsin ne kötü öksüz hatırat 
Buruk bir gözyaşı yârdan istenir 

Ekranlar

Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı 
Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı 
Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler 
Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı! 

Mertebe

Tüm akli mertebeler şuûr ötesi perde
Kıblesiz şartlanmalar mertebeyi sever de 
Felsefe göbeğinde kim hatırlar mahşeri
Şöhret kurtarsın seni mertebeyle ever de

Ertesi

Zamanın en yerinde kertesinde hesap var 
Her gün bir hesabın da ortasında hesap var 
Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var 
Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! .. 

Zikzak

Siyaset konuşsak ama nesini 
Tarafgirliğimi,vicdan sesimi 
Üçbuçuk akıllı zikzak kalemler 
Öfkeye sattılar ruh dengesini 

Aferin

Gece küçük ve ıslak,dökülenlerim derin 
Seher ayrı bir alem,kehanetler buz serin 
İçimde loş senfoni,nispetsizlik mecrada 
Derbederlik çullandı,felsefem bu aferin! 


Kelam

İrfânsız kaleme kelâm hır olur 
Bazen mekân ağıl ve ahır olur 
Eşekliyi kalır inattan başka 
Âriflerde kahır,hep kahır olur 

Tramvay

Ye\’simi sakladım dizlerim de nem 
Zemheri izlerim sıcak ayları 
Zıttın işçisiyim kar buz cehennem 
Şiire boğdurdum tramvayları 

İpsiz

Hep tanıdık suratlar,hepsi bizden hep yerli 
Dizgin kırar gürz atar, üzengili eyerli 
Bilmem ki ben ne desem künyesiz beygirlere 
Bunlar ipsiz küheylan, birbirinden değerli(!) 

Sandık

Azgın vakit kin sesleri ve sandık 
Sokakları dövülecek şey sandık 
Siyaset mi şakırtı mı savaş mı 
Kulakları tıkamaktan usandık! 

Kahretsin

Elbet ben ölürsem eksilmez hayat 
Fakat yâd edilmek vardan istenir 
Kahretsin ne kötü öksüz hatırat 
Buruk bir gözyaşı yârdan istenir 

Ekranlar

Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı 
Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı 
Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler 
Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı! 

Ertesi

Zamanın en yerinde kertesinde hesap var 
Her gün bir hesabın da ortasında hesap var 
Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var 
Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! ..

Cüret

Hüzünlerim bir atım, şiir mısra pâye ne 
İnsan isem hem madem bendeki hikâye ne 
Güz yaz kış geldi geçti, konuşuyor ilkbahar 
Arsızlık cüret oldu, izzet iffet hayâ ne! 

Yok

Kaprisler habire tevbe çile yok 
Buyruk ve köleler sorsan köle yok 
Günbegün çoğalır yürüyen taşlar 
Şarkım yara bere ancak hile yok 

Haç-Hilâl

Kızılırmak Nil Fırat Aras Meriç fark var mı 
Erciyes Palandöken Ağrı Toros ağyâr mı 
Ki mâzi kırbaçlanmış tuzaklar sahnelenmiş 
Hilâl’in mâtemine, Haç’ı öpen ağlar mı! .. 

Zirveler

Hamalın tek derdi hesap ve iptir 
Hesap bilmeyende zirveler diptir 
Ulvi prensiple çarpan her yürek 
Yokluklarda ki var, var da neciptir 

Gerekmez

İpini koparmış aygır gibi gez 
Zannetmem kimseler yuların çekmez 
Boğumsuz sözlerin meçhûllerinde 
Çiftele künyene izâh gerekmez 

Namus

Her nerde kim varsa zalime karşı 
Sözün namusuyla tükür demeli 
Mazlumun feryâdı titretir arşı 
Çığlığa son verip şükür demeli 

Mefkure

Mefkure insanları tefekküre râm olur 
Menfilere itidâl Aslı’ya Kerem olur 
İnsani değerlerin şirâzeden çıkması 
Nankörlere vasıta görene haram olur 

Beyan

Şiirlerim lüzumsuz, derinlik yok anlam az 
Kabiliyet gaflette, mânâ nedir anlamaz 
Hayat denilen oyun, hakikatte tek perde 
Söz beyan yazılarım ölüm mizan ve namaz 

Onlar

Hiçliğin göklerine rüzgâr olup estiler 
Ateşe katre olup tutuştular sustular 
Bu öyle bir manzara ve öyle bir üslûp ki 
Zulme karşı Zülfikâr bazen de Yusuf’tular 

Kıpırtı

Yine mayıs sabahı vakitler yine fâni 
Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı 
Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar 
Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni…

Tüketiyor

Yine mayıs sabahı vakitler hile fâni 
Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı 
Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar 
Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni… 

Utandır

Sözlerim kalabalık yalnızlıklarım uslu 
Hüzünlerim upuzun avuç içlerim tandır 
Keder toplamış kalbim düşünceler huluslu 
Kaçsam da gözlerinden gel utandır utandır

Dibi

Bay bay deyip çökerim uzaklaşın der gibi 
Kaypak sözler türedi kanka adamın dibi 
Asla ısınamadım mevsim bozuk ondan mı 
Mersi’ler sunuyorum öpüyorum edibi…

Er

Ve gün gelir götürürler evine 
Er odur ki musâllada sevine 
Sâla va’zın tükendiği hay hayda 
Dünya sana kucak açsa ne fayda

Ses

Şiire bir ses ver imgele sabah 
“Bir lokma bir hırka” düşü aklımda 
Bazı mısralara gözyaşı mübâh 
Sır ve ifâdeler her şey saklımda

Fırtına

Şiir kırıntılarım, susuz şuûra besin
Sözler mutlak değildir ses ver oku yaz sına
Bir amansız yolculuk düşünki gemidesin
Ve git derinlere dal batırmadan fırtına 

İhsan

Hak olmalı fark olsa da fikirler
Bir mum gibi eritmeli zikirler
İnsan ihsan değerlerin serveti
İhsan yoksa insanlığa ne derler

Hercümerç 

Boğuk kımıldamalar bir acayip hâl aldım
Her yer acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım
Ürkek sokak pek gamsız, dudakları meyhane
Kavgaları belirsiz hercümerçten bunaldım

Mersi 

Mersi bay bay bravo, rep doldu iliklerim? 
Düşman oldu kültüre, Modalı sülüklerim. 
Edep kökünden feda,defileli bayraklar, 
Yıkın arsız düzeni, yıkın kötülüklerim! 

Fısıldar

Yer gök hep fısıldar Bâkiyi insanlara, 
Öteleri tattırır ölümsüz vicdanlara. 
Sonsuzluğun azmiyle gürül gürül beraber, 
Safını belirleyip ne mutlu koşanlara... 

Çile

Hep böyle sessiz mi yoksa çileli 
Micingirt çiledir bildim bileli 
Sükût eder bazen, bazen bir selam 
Onu dertli eden şu gurbet eli 

Berceste 

Gözlerin berceste Onu severek, 
Mahremi tılsımla hep gizlenerek. 
İnce zülüflerin mistik kokulu, 
Üç beş lokma sevi birde sen gerek. 

Kadın 

Köpüren tebessüm içimde bade 
Ötenin şevkiyle ruhumu sarar 
Eşsiz hazinedir lakin dünyada 
Vuslatı bilmeyen eş neye yarar 

Sürmelidir 

Mavi yeşil pembe mor ela göz sürmelidir 
Çöl kokan yaşlarını yarama sürmelidir 
O yaşa muhtaç ruhum, o yaş kucaklar beni 
Leyla için dökülen gözyaşı sürmelidir 

Hasbıhâl 

Her yerde tesbihat zikir var ama 
Bilmem ki orkestra nasıl görünür? 
Yâr ile hasbıhâl belki zor ama 
Avare düşlerim vuslat bürünür. 

Ümit

Ümit varım ümit var, umut vardır bilirim
Dava büyük, yol uzun; mazlumlar medet bekler
Kol gezse de Nemrutlar İbrahim\’le gelirim 
Şakıyacak bülbüller, gül kokacak çiçekler

Hayret

Sevgiler çıldırdı sevgiyi seyret, 
Değerler yerlerde millet ha gayret. 
Acı bir tebessüm benimki zaten 
Aziz Valentine sana ne hayret! 

İstemezler

Allah bilir işini hele sabır yemezler, 
Geçiciyi terk edip ebedi istemezler. 
Arada bir bayramda secdeye gittiniz mi? 
Müslümanlık eyvallah mabedi istemezler. 

Kan Pıhtısı 

Bir damla kan pıhtısı,üç beş nefes bir cenin
Kibir gurur gösteriş,canı çıktı hecenin 
Afaki hülyalarla koca ömür geçerken
Ne faydası var yahu, kaygısız didişmenin 

Ey Cân 

Eşya benim âşıkta ben er de ben 
Hayat ölüm gül cemâle perde ben 
Günah benim vebâl de ben nurda ben 
Söyle ey cân sen nerdesin nerde ben 

Amiral Gemisi 

Adam dine düşman irtica yafta, 
Gırtlağı kin kusar midesi rafta! 
İzzetten bihaber zillet sızdırır, 
Kökünü araştır hangi tarafta! 

Bedduâ

Hak batıl bedduâ ve kirli savaş, 
O dehşetli davet gelinceye dek, 
Sıların döküldü bak yavaş yavaş, 
Ne yazık! Uğultu böyle sürecek. 

Bihaber 

Bir elimde davul bir elimde zil, 
İdrakten nasipsiz, Ondan bihaber 
Nefsim itirazda, hadi be rezil... 
Gönlüm boş gözüm boş, sondan bihaber...

Müftüymüş! 

Tefekkürü yönetmek halin istikbalidir 
Ve milletim sabırlı,sabırlı ahalidir. 
Hedefiniz çok arsız ve gerçeğe perdeli, 
Benim dedem müftüydü çözülmüşlük halidir. 

Ecel

Vakit elleşiyor ecel de sende
Ses verir her nefes hemen ensende
Ân seni bekliyor gelir fısıldar 
Ümit ve endişe var mı kâsende

Hakikat 

Ne devrimci ne faşist, 
Ne Yahudi ne Budist... 
Beni bana bildirdi, 
Hakikat kutsi hadis...

Örtü 

Sükûtun sırrıyla ağlayan sesi, 
İdrâke çalış hem çevir suratı! 
Aklın ermiyorsa sen neyin nesi, 
Senin haddin midir örf ferâgati! 

Öteki 

Bâb-ı Âli yokuşu,idrâk noksan gözü aç, 
Dudağını bükerek buyuruyor öteki! 
Köşeleri zaptetmiş Zâtı tespite muhtaç, 
Tedhişlerin sonu yok,biz neciyiz biz peki? 

Şükür 

Her gece beynimde tekleyen fikir 
Pervaz et gel diyor müjdeli zikir 
Dermansız dünyamda şafak doğmadan 
Belki de yaklaştı kavuşmak şükür.

Şöhret

Dolaşıp durma öyle şöhretin ortasında! 
Aygırlarla iç içe, arsız ata bin hemen, 
Paye yoktur bedelsiz, girdap var sonrasında, 
Bu Micingirt ne söyler,bu dörtlükler ne menem? 

Bireysellik 

Şaşarım insanlara fısıltıya ne gerek, 
Gerçeğe seslenelim nefsimizi ezerek. 
Bireysellik zillettir peki kimler yaparlar? 
Ahmak ile aptallar idraksiz gizlenerek...

Tesbit 

Parazitler sardı kene pire bit, 
Devirir peş peşe kadehler gel git. 
Susta bir kulak ver hey insanoğlu! 
Kantarsız, kıstassız ne acı tesbit.

Riya 

Öteye yönelmeyip sonsuzluğa bürünüp, 
Sokakların derdinde değilseniz hürsünüz. 
Onu idrak etmeyip eder gibi görünüp, 
Kendinize varsanız neyi üfürürsünüz. 

Şarap 

Hep asi hep isyankar,gayrı meşru ve yasak... 
Rubailer dolaşır,nerelere yamasak! 
Ki Ona muhtaç herkes,şarap Hayyam ve azap... 
Bu simsiyah şairi şarapla mı boyasak? 

Şiir Yüzlü

Tufanın iklimi hep avaz avaz 
Gürledin tek yürek arada yer yer 
Birkaç tane dörtlük üç beş tane söz 
Hep beni alt ettin şiir yüzlü yâr 

Şükür 

Her gece beynimde tekleyen fikir 
Pervaz et gel diyor müjdeli zikir 
Dermansız dünyamda şafak doğmadan 
Belki de yaklaştı kavuşmak şükür. 

Tolerans

Hafızalar yosun tutmuş liyâkatten eser yok, 
Yalan-gerçek,isli-paslı hikmet heba ve sır yok. 
Tolerans mı kurşunlandı dolu dizgin peş peşe, 
Yaşıyoruz mefkûresiz anlatsam ne tesir yok. 

Yaban Arısı 

Nesilleri köksüz köpek sürüsü 
Kime ne anlatsam bizden birisi (!) 
Bir çirkef ki sorma kökünden cüda 
Yerli bal yapar mı yaban arısı! 

Zevk-Sefa

Seyrettim arkasından perdenin aval aval, 
Kucaklarken rahatı vuslata perde düştü. 
Bir tarafta yas vardı bir tarafta karnaval, 
Hesap derin başladı her yanım derde düştü.

Akıl

Gerdan kırıp raks eyledik, 
Hakkı akla hapseyledik, 
Ne söz verdik ne söyledik, 
Niçin böyle arsızız biz? 

Teşvişler

Yaklaşıyor zeval hızla ard arda, 
Kim bilir belki de sırdır bu işler. 
Belki şimdi hemen belki ilerde, 
Herkes ayrı telden ayrı teşvişler...

Bâde

Bir ömür boyunca elinde bâde 
Kendini hatırla sen neyin nesi 
Vebalin sırtladım senden ziyade 
Töhmette bıraktın hemen herkesi

İçinde

Mor mevsim bekledim gözleri ela, 
Ve kime rastladım her yanı titrek. 
Kul azmaz ise gelmezmiş bela, 
İnsanın içinde gezer engerek. 

Huzur 

Karun sokağında huzur ararken 
Bulutlarda buldum bir sabah erken 
Bir büyülü iklim Bilâl mi Bilâl 
Dağ taş oldu dümdüz sarp yokuş derken 

Biriktir 

Şu karşı mezarlık şehit şüheda, 
Çınarlar heybetli selviler diktir! 
Bu kutlu yolcular yükselen sadâ, 
Yokluğu yok eyle varlık biriktir! 

Aşk Ve Vuslat 

Aşk ve vuslat iç içe, belki bir tatlı savaş 
Sessiz sessiz derinden, günbegün birikiyor 
Sende buldum kendimi usulca yavaş yavaş 
Biri elimden tutmuş, beni bana çekiyor 

Gizemli Renkler 

Hüzün yamaçlarım neşve bezenmiş 
Bir müthiş cümbüşün bucağındayım 
Gülün fısıltısı vadiye inmiş 
Gizemli renklerin kucağındayım 

Serzeniş

Yüreğimde yüreğin esrarlı bir serzeniş 
Belki acı sallantı belki de bir işkence 
Musikili sessizlik, gizemli bir bekleyiş 
Yine tütmeye başlar gelir belki bu gece 

Monşer

Biz bir yuvarlak masa,sizde monşer muhakkak 
Mektepler size kaldı,kaç asırdır ne alâ! 
Tafra tuzak ve yafta,siz akıllı biz ahmak(!) 
Uyuyan dev uyandı sanma uykuda hâlâ! 

Yokluğun

Bir başka senfoni ruhum derince 
Sıkıyor yokluğun irkiliyorum 
Tül gibi yüreğim inceden ince 
Bendeki azabı ben biliyorum 

Tahtaravan

Yollar koyu hep gürültü hep havan 
Geçti günler içi boş bir karavan 
Ve uçurur hülyalarım anbean 
Benlik ve ben sürekli tahtaravan

Rengârenk

Bu renksiz yüreğim hep seni arar 
Sessizce gezerim nere gidelim 
İzaha ne hacet senin rengin var 
Rüyalar rengârenk gel seyredelim 

Gül Ve İklim

Sus be kardeş gül ve iklim huzursuz 
Ta uzaktan sessiz sesiz sus gülme 
Gül yağıyor ara ara kusursuz 
Gül ve iklim kader bu ya üzülme 

Akif’le

Şiirden yapsalar mezar taşımı 
Akif’le yan yana hemen iç içe 
Safahat okurken dönsem başımı 
Sessizce ağlaşsak keşke her gece

Seninle Beraber

İçimde yükselen ismini tutsam 
El ele baş başa yorgun halimle 
Seninle beraber seni unutsam 
Kendimi bağladım kendi elimle

Hebersiz

Yaşamın sırrını ifşâyla vurduk
Sûizân sırtlayıp gururda durduk
Yaşayan ölüydük zihnime çarpan 
Habersiz verenden oturuyorduk

Zümrüt Gözlü

Sahilsiz bir deniz düştüm aniden 
Dalga vurdu korsan vurdu yel vurdu 
Düşe kalka azgın gece sopsoğuk 
Gece değil zümrüt gözlü kul vurdu 

Hisler

Gözyaşını gözyaşımla biledim 
Hislerimi hislerinle eledim 
Meçhullerin meçhulümün mihengi 
Hep seninle, seninle sendeledim 

Keşke Matarası

Tükenirken anbean, aklımın verâsından, 
Kuşatıcı ses duydum, bir kapı arasından. 
Kalbi bir münasebet, cezbe üstüne cezbe, 
Keşke bende içseydim, “keşke” matarasından 

Hiç

Gitmesen gelmesen de, hoş üslupla yâd eyle, 
Bizi beni bırakıp, hal ile cihad eyle. 
“Hiç” heybende yok ise ve “gözyaşı, tebessüm” 
Uzaklaş hep kendinden, çok ağla feryad eyle! 

Âdem Ol

Bu nasıl bir hakikat, ruh var iken deri ne, 
Asabiyet kezzabı… Kim soktu içerine? 
Varılmaz bu gidişle varacağın vadiye, 
O’na dayan Âdem ol, razı ol kaderine. 

Af

Büyülü tek hece, bence iki harf 
İki de gözyaşı, reçete tarif 
Ve başlar orkestra sesler duyulur 
Müthiş tek kelime müthiş maarif 

Yirmi Sekiz

Malum düzen kuruldu herkes bir köşe tuttu, 
Melun şeytana inad, gelen bizi uyuttu. 
Şahadetsiz bir hücum magazin ve irtica! 
Biz şubata koşarken onlar hamutla yuttu. 

Sıdk

Masûm gösterişsiz öteye ilgim
Ben’i var yok etmez bu kadar bilgim
Var olup yok olmak cürüme bağlı
Hüznüm mürekkebim, gözyaşı silgim

Puhular

Dupduru duruldu, bulanık sular, 
Karanlık sönünce kaçtı puhular. 
Virane son buldu ufuk göründü, 
Yakarak terk etti köhne duygular! 

Kuğu 

Sessiz fısıldaşır sahilde kuğu, 
Eğilip kalkışı endamı tuğu… 
Zarafet aşk güven asil ve sakin, 
Narin ve gizemli hep buğu buğu… 

Kıvılcım

Ah hislerim duyulsa, derdimi açabilsem, 
O solgun yüreğine kıvılcım saçabilsem. 
Çılgın kumrular gibi mevsimleri delerek. 
Tekrar tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem... 

Yandı Züleyha

Çölün ortasında Yusuf bir vaha, 
Görünce cemali yandı Züleyha. 
İffetin reddeden cazibesiyle, 
Sığındı vuslata zindan aşk ceza. 

Müdekkik

Kendimi filozof arif sanırım 
Çıkmaza düşünce paralanırım 
Oysa Onu görür her an müdekkik 
Darvin mektebinde yaralanırım 

Zâhid

Ben’in yüzündeki perde, 
Beni ben düşürdü derde. 
Takva zühd tuş,zaman kırık, 
Zâhid başıboş,aşk yerde… 

Cadde

Şak şak ile izledim izzetten alıkları, 
Tereddütsüz dolaşır, zillet kayalıkları! 
Gülüp geçen çığlığım, sükût rengi ızdırap, 
Cadde şehvetli şölen, etten kalabalıklar. 

Götür Beni

Daldım eski günlere, ağzımda nurdan meme,
Okşasın gözlerimden, götür beni anneme.
Ana gibi yâr olmaz Leyla kimmiş arkadaş! 
Öpsem ayaklarından, haramdır cehenneme.

Mavera

Bizim eller kubbelerden fark olur,
Yaşayanı ziyâ, nurâ gark olur.
Cazibe aşk izliyorum ıraktan,
Masivadan maveraya terk olur

Şatafat

Ruhumun terk edişi; varlık yokluk bir anlık,
Gündüz geceye gebe, benimkisi karanlık...
Şatafatlı dünyamda, ölüm hep beni bekler, 
Şu Micingirt ne söyler, yaşasın unutkanlık

Taş

Ancak ve sadece seslenişte naz, 
İdrak ve gözyaşı,zorlanmadan yaz. 
Çok şeyler va’z eder üç beş damla yaş, 
Nankör ve elitler taş ağlayamaz. 

Solgun

Rüyalar sizin olsun, vedalara katınız. 
Yâr olmak bedel ister, bu mu liyakâtiniz? 
Geceye doydum artık, nerde kaldın meşale, 
Gel gitlerle iç içe, hapsoldu takatiniz. 

Gen Ve Harita

Aynen tarih gibi, gen ve harita, 
Durmadan soruyor bizim kerata. 
Genimiz Türk ama; renk gök kuşağı, 
Zaman derin kuyu,bilim safsata. 

Mefkûresiz

İzzet zillete feda, ben içinde ben varım, 
Tefekküre elveda, düşüncem itibarım. 
Edep erkân ve mazi, öfke celal ve inat, 
Mefkûreyi terk etmiş, beyinsiz canavarım. 

Moda

Yırtıldı tüm perdeler, dünya denen odamda, 
Çıplaklığa büründüm, elbisesiz modamda. 
Kol geziyor yosmalar,”hancı sarhoş han sarhoş” 
Ruhum kime müptela, muhabbet yok bâde’mde. 

Şiir Gibi

Şiir gibi gözleri,gözlerime sürüyor, 
Nazarının işvesi içime üfürüyor. 
Tüllenen rayihası tevbe olur dudakta 
Çöl kokan renkleriyle bana ümit veriyor. 

Hiç Saymış

“Kim görmüş cenneti, o cehennemi” 
Hiç saymış galiba Havva annemi, 
İfade pek bozuk, asi besbelli. 
Bunun savaşı hep kutsal dinle mi? 

Deli Gibi

Ben öyle tuhafım ki, koşarım aralıktan
Dayanılmaz sulu göz, emiyorum hüzünden
Ölüm değil tek korkum orda fukaralıktan 
Deli gibi kaçarım, varlığın boynuzundan

Hodbin

Her ses her rengi,göremez hodbin, 
Himmete kapalı,ben diyor hep ben. 
İçime püskürür maşuk duygular, 
Ruhuma tattırır aşkı hudabin.

Nasip 

İki ayrı âlem görmeli insan 
Sadakat sahibi görecek er geç 
Gayeden bihaber yoksa heyecan
Takılma ahmağa bir selam ver geç

Onun

Dışım gülümser de içimde har var 
Saatim işliyor vakit ne savar 
Söner mutluluklar düşer payına 
Ben O’nun peşinde O başka diyâr 

Alevi-Sünni

Kardeşçe tebessüm çocukça ninni
Büyükte pek hoştur hilim teenni
Yesevî Mevlâna Yunus Pir sultan
Bir kaynaktan akar Alevi-Sünni

Sakat

Hadisi yok sayıp Kur’an de kandır
Kimlere gül açar ateş köz tandır 
Gözüyle yaşayan pek bilmiş mahlûk 
İman sakat ise idrak noksandır

Ebediyet 


Akar zaman dilimi gelir geçer her hafta 
Kütük gibi sürükler, aklım kalır arafta 
Havf-reca besliyorum o gün bekliyor bizi 
Ebediyet söyletsek terennümlerimizi 

Zillet

İzzeti zillete terk edip battı 
İffeti fırlatıp sokağa attı 
Menfezler körpecik çocuk yüzleri 
Fütursuzca malum basın anlattı

Durum

Her köşede lağım var
Fare gibi bittiler 
İyi kalpli insanlar
Sonsuzluğu gittiler

Son

Sözü dürtüklerim elimde sırık
Sokaklar zifiri, pencerem kırık
Yolculuk rastgele koştum şuursuz
Sonu düşündükçe tuttu hıçkırık

Evrim

Dilinden akseder âdemin şanı
Lisanı kirletir nefs-i zebanı 
Azgınlaşır zirâ, yazık esefler 
Babası eylemiş masûm hayvanı

Müşkil

İçindeyim zamanın, parçalanmış dilim var
Ne ıssız bir mezarlık ne aşk kokan kilim var
Başucumda sensizlik, hesaplar hep yarınsız
Geleceğim rehine, bitmeyen müşkilim var

Düzen

Öyle yanıyor ki; yüreğim elle 
Ölüm varlık deyip koştum ecelle 
Nefs benle hırlaşır, şuur karışık
Ebedi bir düzen, hangi mecelle

Adalet

Adalet Ömer’den kutsi bir bağdır
O\’nu düşün yaklaş daim severek
Ahlaki bir nizam ölüsü sağdır
Sonsuz rütbesi var söze sen gerek 

Islat

Aşk dediğin aşksa vuslata gebe
Toprağa tohum at, ıslat yağışla
Aşkın kitabında yoktur engebe
Allah\’ım gerçek aşk lütfet bağışla

Salıverdik

Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz 
Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz 
Mevsim zaman kâinat, çözülüyor insanlık 
Gençliği salıverdik, kontrolsüz dikizleriz

Tepetaklak

Varın ahlâkı Kur\’an, Kur\’an nerde biz nerde
Kan gözyaşı yeryüzü, insanlık mevt yerlerde
Aşka fuhuş musallat, örf adet tepetaklak
Zillet bacayı sardı, bekliyoruz siperde

Sevgi

Silahım sabır dostlar, acelemiz yok bizim
Dil heceye vurdukça, suskuları dökerim
Ve buyurdu tebessüm varlığı sevgimizin
Zihnim bende durdukça milyon sene çekerim

Kısır

Yaratılış gaye, hayat bir sırdı
Ehl-i dünya hepten fıtratı kırdı
Ahiret tarlası hasat ve nadas 
Dörtlükte sancı yok mısra kısırdı

Tafra

Çadırın tafrası bir deli rüzgâr
Ene’nin öpüşü bende de mi var
Değirmen misali ruhumun dibi 
Korkuyorum abi gülüyor mezar

Tolerans 

İnsanlık izzetini moda ile vurdular
Esaret posterleri duvarlarda bunu yaz
İffetin gözlerine tolerans doldurdular
Öfke var çeperimde ağlaşalım gel biraz 

Edip

Yüksek topuğu var enginsizliğin
Söz intihar cellat gibi aşklarda
Hoş bedava ben susayım siz deyin
Edip çapkın edebiyat hovarda

Câiz mi

Ribâ kıskacında evler mâbetler 
Âhengi yürüten sistem fâiz mi 
Nerede İlâhi münasebetler
Fâiz lobisine susmak câiz mi

Ağartu

Soğanlı yaylaları, ah benim hissiyatım
Yalnızlıklar sürükler meşakkatli katığım
Ağartu gözyaşları, şiire sunduğumuz
Öyle ne kadar güçsüz, ben nasıl yaratığım

Gibi

Düşüme ölüm girdi, dehşeti tarif gibi
Peşime zalim durdu, haşyeti ârif gibi
Bir ben vardım bir tek ben, bir de derin sessizlik
Dişime dilim vurdu, zatı maarif gibi

Ayın Esrârı

Rengârenk boşalan iftarın bârı 
Meşheri bereket ayın esrârı 
Hilâli gösterir yer yer bulutlar 
Ruhları diriltir rahmet rüzgârı

Sâmimiyet

Zihnim epey eskidi,ölsem farkına varmaz 
Ve uçuk ifadeler; gövdem kıpraşıyor az
Kubbe derinliğinde bir ses gelir uzaktan
Yalancı tövbelerin, cürümleri onarmaz

Şayet

Uçup gidiyor günler, geri başladı sayım
Zihnim başka âlemde, câizse hamaktayım
Epey mesafeliyim, menfi müspet gerçekle
Yaşam bu ise şâyet, hâla yaşamaktayım

Aşk

Sonsuza giden yol ölümsüz sanma
Ölmek pek güzeldir ölmeden önce
Dünya ve ahiret, ölüm var amma
Ölümsüzlük başlar, aşkı görünce

O Cümle

Düşündüm hamalı yağlı sicimle 
Tükeniş başladı bütün gücümle 
Kurtuluş tek hitap,işte O cümle 
Sen Affedicisin,affı Seversin! ..

Poyrazlarda

Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde
Ruhum filizlenir ölü gözlerde
Soluksuz kaldığım hasret yarası
Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda

İsraf

Ekmekler çöplerde feryatta tandır 
Utanan var mı ki gel de utandır 
Ve ruhlar kıpkızıl çöken vicdandır 
Bense yapayalnız susup izlerken 
İsraf ölüm kusar hayli zamandır 

Ve Sadece

Cennetle müjdeli hangi bayanlar 
Ancak ve sadece O’nu duyanlar 
Gerçek sevgi sır ve iffeti bilip 
Kalbi dudağında aşk yaşayanlar 

Tespihat

Çalış önce sonra tespihini çek
Tespihat hatrına çalışmak gerek
Ancak ve sadece her şeye rağmen
“Yâr”inin adını an gizlenerek

Poyraz

Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde
Ruhum filizlenir ölü gözlerde
Soluksuz kaldığım hasret yarası
Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda

Kurban

Sen izâhsız bir sevda, pâk renklerin alısın
Hakikat numinesi, azamette âlisin
İçime düşen meltem, kurbanlar sana meftun
Sen kutlu bir silsile, sen balların balısın

Uyan

“Çalışanın alnında, kurumadan terini…”
Ne muhteşem öğüt bu, heba etme hayhuya! 
Müspet menfi kesitler, fıtrat gaye keyfiyet
Uyan yakalanmadan ölüm denen uykuya.

Maşrapa

Zihnin basireti ağıza tıpa 
Akıllı adam yok ifşâyı yapa 
İlham ve tefekkür sonra basiret 
Sabret gereğince dolar maşrapa 

Rağbet

Halimiz serüven zina serbest hem 
Domuzun yağından olur mu merhem 
Flörtle kutsanmış sokakta Meryem 
İstemem arkadaş rağbet istemem

Fetva

Dinledikçe mevzi alır duyular
Cama çıkmış fetva verir ayılar
Zihin firar göbeğinden buyurur
Öyle ister Karun yüzlü dayılar

Dilime

Bilinmez kapı açar sâmimiyet âlime
Aşk ile tulû eder gelir düşer dilime
Yutkunurum ümitle bu bambaşka hissiyat
Dirilirim tekrardan eli değse elime

Kış

Neredesin bekliyorum gel ey yâr
Dün ve yarın vakitlerim düş oldu 
Aşk pahalı sevmeler yoz hesap var
Mevsimlerim toz eyledi kış oldu

Gelir

Medeniyet tasviri köprüler ve kemerler 
Gidenleri uğurlar hüzünleri emerler
Sırlar mâziye vurur âh eden seyirlerim
Gelir beyaz atlılar Osmanlar ve Ömerler

Geldi

Koştuk mabetlere dediler dinci
Şükür pes etmedik bunca yıl oldu
Mümin Hakk’a varan eşsiz akıncı
Bu hâlle şükrettik bayram da geldi

Gözlerim

Felsefe mevt, mutluluklar yanıyor
Aşk hasadı koca ömrü yonuyor
Ah ettirir her dem kırık dörtlükler
Gözlerim yaş, usul usul kanıyor

Affedersiniz

Dudakları hızmalı boy boy züppeler arttı
İnsanlık ötesine mahlûkatı arattı
İt gayeden bihaber dönüp etrafa baktı
İçgüdüye küfredip gözlerini ağarttı

Hakikat

Var oldun her devirde kıvrak yağız atlarla
Hakikate uçardık perdesiz kanatlarla
Adalet hak ziynetti mertebe teslimiyet
Bir sorun kaç kıtayı dirilttik cihatlarla

Gıcırtı Sesleri

Yol tezek kokuyordu, karakışın izi var
Gösterişsiz yürüyüş dağ taş yorgun ve asil
Gıcırtı sesleri hep, sanki geçmişi arar
Ah! Kimler anlar acep, anlayanlar muttasıl

Sana

Sen hüznümün umranlaşan esiri
Hassas ruhlar hissederler tesiri
Mumlar gibi eriyorum nerdesin
Sana yazdım imgeledim nesir’i

Züleyha’yı

Sen geceyle baş başa, ben ise telâşe de
İsmini hecelerim adeta her köşede
Ellerimde ellerin, rüya ne kadar doğru
Züleyha’yı hatırla, tevbe eyle hâşâ de

Gölge

Yolcular kasvetli bulanık deniz
Garip hislerdeyim yine bendeniz
Bir meçhul dönemeç gidişin sonu
Güneş bir sönerse kalmaz gölgemiz

Cennet

Sadâkat sahibi eyler mi mihnet
“Kalbim temiz “dersin sen öyle zannet
Ne büyük ihânet bu kalbimize
Dünya ve kâinat boşa mı Cennet

Son Hadde

Çıplaklığını giyinip soyundu loş caddede
Tezgâhta aşk arıyor berduşça yâr maddede
Külhan kendine mahsus, canevini gösterip
Tahsisatı bitirirdi, tükendi son haddede

Aramayın

Hayat nedir kaç kıtadır kaç ada
Madde ötesine geçelim ya da
Huzur sükûn nerededir kimdedir
Gerçek huzur aramayın dünyada

Fark 

"Âhâd olan Allâh”ben sen biz siz yok
Var olan bir olan yalnızca Allâh 
Aczini farkeyle putlarını yık
Bırak macerayı kurtul inşAllâh

Yürü

Esas maksadı gör gerçeğe yürü
Ölüdür mürtedin kölesi hürü
Ölü bedenleri hem kim diriltir 
Kurân esasıdır İslâm kültürü

Sîret

Töresiz çimdiklerle hâl eylemiştir eti
Zihinden yarı çıplak boy veriyor cüreti 
Şehvetin reçinesi kahpenin meyhanesi 
Sûreti fâş eyler mi, eyler mutlak sîreti

Boş

Konuşmam gözyaşı susuşum hata 
Gamdan perçin attım meçhûl sanata
Bütün hay huylarım deli sevinci
Elli yıl koşturdum boş saltana

Sistem

Şapa oturmuş millet, bankalar haram akmış
Sisteme lâf eylemek, belâyı aramakmış
O gün köleler gibi, yurdun gerçek sahibi 
Son kaç asrı düşündüm gözyaşı verem akmış

Nemrut

Bireysellik zillet veyahut da put 
Nankörlerden olma seslenişi tut 
Teslime muhalif bahtsız sineler 
Belki bir Fravun belki de Nemrut 

Terör

Mağlup mu mahçup mu, paramparça kim 
Namussuzlar serbest, tutuklu hâkim
Ezanlar okunur şükür nitekim
Neylerse hayreyler elbet müstakim

Boşver

Gurur hep öndeydi açık arayla 
Bankerlik öğrendim kara parayla 
Varlık ötesini “boşver”e sattım
Bir ömrü tükettim hep macerayla 

Muhâbbet

Gayesi zevk olan hâlden ne anlar 
Hüsran ehli olur bir şey sananlar 
Tevazu ziynettir kulda şüphesiz 
Muhâbbet ehlidir hep kahramanlar 

Kurbanım

Yüzün görsem rüyamda, elin sürsen başıma
Mücrim yüzüm nurlanır, kurtulurum kasvetten
Gözüm gönlüm açılır, neler girmez düşüme
Cemâline kurbanım, yakma beni hasretten

Eşitlik

Adalete ihânet kararda kaygısızlık 
Erklerin eşitliği kadına saygısızlık
Kaderin güzelliği kadın zârif ve nâif 
Kadını tanımamak şüphesiz duygusuzluk

Bir Yığın

İfade duyarsız,sineler katı 
Bir yığın şair var Şeytanın atı 
Üslupta ilhâm yok mantık nesepsiz 
Hiçliği hor görmek, çoğun fıtratı

Ciddiyet

Ölüm öncesini bilirsen şayet 
Ebedi hayata eyledik niyet 
Bizden gayret bekler ölüm ötesi 
Latife eyvallah biraz ciddiyet

Yanış

Benlikteysen sabır gerek buyurmuş 
Sabırsızlar basitlikte uyurmuş 
Hakkın dersi aşk oduyla yanıştır 
Yananlara gerçek sırrı duyurmuş 

İnkâr

Doğru birdir değişemez, tefrikadır türleri 
Susunuz dinleyiniz, zamane kâfirleri 
İnkâr liyakat madem, sizler kimin eseri 
Zekâ kimi kurtardı, küfrün misafirleri

Şiir Diyerek

Ne söylesem bilmem geriye doğru 
Heybem ve gözyaşım,bin tevbe gerek 
Titrek yüreğimde başladı ağrı 
Bir ömrü payettik,şiir diyerek

Taşa Çalın

Dinleyiniz susunuz, ağa paşa beyseniz
Gönüllerde yaşayıp alnınızı eğseniz 
Geçiciyi fark edip, aczinizi arz edin
Benliği taşa çalın, istikâmetteyseniz

Keşkeler

Günahlarım arttıkça keder bürür gam bürür 
Teslim olup seyredin kim gizlenir kim görür 
Hüsrana uğramadan keşkelerim ıslansın 
Izdırabım artıkça gözyaşlarım güldürür

Değişmez

Ruhum pek filinta, mesafe kısa, 
İdrâk paramparça ah bir anlasa…
Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu; 
İslam tek kurtuluş değişmez yasa! 

Ben\’i

Kulu ter kokmayan ekmek öldürür
Şeytanı tespihi çekmek öldürür
Kalbi şekavetle bakmak öldürür
İhlâssız amelin yönü uçurum
“Ben”i aşk odunda yakmak öldürür

Ötesi

Tasavvufla dupduru, akışımız var bizim, 
Hayat, ilim, hakikat, hak işimiz var bizim. 
Zekâ neyi şâd etti istikamet bozuksa; 
Ölümün ötesine bakışımız var bizim! 

Ömer’le

Mısra eker Ekinci satır ıslanmış terle
Micingirt sağ yanımda koşuyorum Ömer’le 
Sebeplere riâyet aşka ihânet niye 
Beni “ben”le yıkadım ilhâmı köpüklerle 

Gurur

İdrâk yok, nasibi basit bir ben’di 
Zevki harmanına yayıp beslendi 
Hep olmak sevdası, çok ocak yıktı 
Gafilde yıkılmaz gururun bendi

Değişmez

Ruhum pek filinta, mesafe kısa, 
İdrâk paramparça ah bir anlasa… 
Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu; 
İslam tek kurtuluş değişmez yasa! 

İslam’la

Şeytana başkaldırı, sonsuzluk yoludur din 
Nemrut olup gidersin, nedir İslam’la derdin
Bilinmezleri bırak, mahşeri düşün gafil 
Şeytan gülerek der ki; geberdin sen geberdin

Mevcuttur

Kalbi dudaklarına sıkıca tuttur 
Çek ipini nefsinin, sahibini gör 
Bireyselliği bırak görenlere koş 
Her devirde bir derviş mutlak mevcuttur

Cehâlet

Her sözü izâfi gel de tarif et 
Değer yargısı yok, yürüyen alet 
Zorbalıkta mahir, fıtratta uzak 
Zihni kalabalık seyri cehâlet 

Maya

Kıyamete sipermiş şu efsane Şirince 
Ölümsüzlük nerede konu epey derince
Nankörler toplanmışlar, seslenişten bihaber
Kıyametin dehşeti imansız geberince

Analar

Hak rızâsı kalbimdeki tek tasa 
Biri gelip günahıma ağlasa 
Cennet bize bilmem helâl olur mu 
Anaların duâları olmasa 

Akşamüstü

Gerçekte güzeldir çilenin büstü 
Çilesiz büstlerde kırılır testi 
Rahatın şerrinde ümüğün sıkar 
Atarlar derine bir akşamüstü 

Hislenirim

İnkâr kine doyamamış, kuşatılmış sanırım; 
Tıpkı aynen Nemrut gibi, ne haydutlar tanırım! 
Ve irâde paramparça, rahatsız minareden, 
Bir sigara yakıverip, acırım hislenirim… 

Son

Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar
Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz
Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır
Makam şöhret şan” kabrin kapısına kadardır”

Deme

Mümkünü yok utanır korkusuz direnirim
Yıpranırım ölürüm hâşâ vazgeçmem yâr\’dan 
Keşke derim kendime kendimden iğrenirim 
Kınamayın dostlarım, kaçış var mı kabirden

Aşk Hizmettir

Aşk öyle bir yanış ki; yananlar anlar
Mevcudata hizmettir, aşk heyecanlar
Tasavvuf gerçekte aşk, aşk yaşayanlar
Aşkta ısınamazlar, ısıtmayanlar

Gülümse

Der hep gülümserim kahkaha asla 
Bu sendeki hâli sükûta yasla 
Çekingen tavrını şimdi anladım 
Her daim kalbini zikriyle besle 

Teslim

İlimde pek yüksek ihlâsta noksan 
Varlıkta çok maruf gördüm şaşkını 
Eldeki tahsisat belki de yeksan 
Zekâya terk etmiş teslim köşkünü 

Ömer Ekinci Micingirt

Hilâl

Hakikatte ben neyim boşluklarda tepeyim 
Şu faniye koştukça tükeniyor kepeğim 
Belki kibrime ayna tevazuda ipeğim 
Sözlerim tartışılmaz mesûlüm nispetimde 
Hilâl ne arz edeyim meâlini öpeyim 

Muhabbet

Nankör lakırdıyı muhabbet sandım 
Hakikat bu değil değilmiş eyvah 
Gururu zevk edip ifşaya bandım 
Yinede koş gel der ârifi billah 

Kem Sözler

Keser biçer böler boz itin biri 
Durmadan havlıyor kopmuş zinciri 
Şuûru kaybetmiş hatta ötesi 
Hele kem sözleri kendinden iri 

Emânet

Kadın ana üretken doğurgandır dişidir 
İffet ziynet göz nuru kanaat elişidir 
Yâren kardeş sevgili ötelerden emânet 
Zarif nâif kusursuz bulunmaz tek kişidir 

Arif

Ariflerin muhabbeti hoş olur 
Nankörlere izâhat yokuş olur 
Teslim gerek hikmeti okumaya 
Nasipsizin gözü gönlü boş olur 

Tedavi

Tasâvvuf tedavi merkezi doktor 
Sûfi olmayanın mürşidi çoktur 
Belki bir vasıta öteyi tespit 
Basit görmeyiniz dönüşü yoktur 

Fırıldak

Sözleri fırıldak şakakları kir 
Adam kızıl amma diyemem kâfir 
Şeytanın vekili izândan ırak 
Mekânı kaybetmiş nefse misafir 

Vazetmem

İzândan soyunuk abartmaları 
Bu tür dürtüleri asla hazzetmem 
Hayret der tefekkür kabartmaları 
Seyri hatırlatır sükûn vazetmem 

Künye

Alamut efendisi Hasan Sabbah Araptır 
Farisi Ömer Hayyam,her hecesi şaraptır 
Mârifet renkte değil, âdemdir tek künyemiz 
Asabiyet mahvoluş, büyüklenmek haraptır 

Tâviz

İri iri adamlar, mahremiyet diz dize, 
Ve raksın gümbürtüsü sallanıyor avize. 
Kur’ân rafta örtülü,fıtrat modaya feda; 
Yaklaştık büyük zevkle,teslim olduk tâvize! 

Mizan

Helâl eyle haram katma aşına 
Kazancını haram eden kul değil 
Günahız yazıla mezar taşına 
Mîzan ve terazi bir meçhûl değil 

Aygır

Bir oh çeker köpürür, çifte atar direğe, 
Secdeye pek muhâlif, koşar gider mereğe. 
İdrâkten prangalı, dindara der mürteci; 
Bu aygıra ne desem, mücüzat yerküreye! 

Koşturmaca

Çok şey var avucumda, yoklukta var varlıkta, 
İdrâkim çöl ortası, koşuyorum karlıkta. 
Koşturanlar da ölür, peşinden koşanlar da; 
Anladım ki mârifet, ölmez sanatkârlıkta! 

File

Petek deseniyle pek hoştu file 
Gün ola o günler geriye gele 
Pazarcılar vakur pehlivan mertti 
Ne desem bilmem ki boşa nafile 

Tevbesiz

Liyâkati kuşanan kâinata tapamaz 
Zorlamayın kardeşim kul tövbesiz yapamaz 
Sükût ehilleri var susunuz dinleyiniz 
Görenin gözlerini hiçbir perde kapamaz

Niye

İnsanlara gülüp küçülmek niye 
Şirke atlanır mı desinler diye 
Ve bu tür günahlar çok şeye gebe 
Nefsini parkeyle koş ebediye 

Şirk

Kıymetin soy değil büyüklenme ha 
Bir şey olabilmek gerçekte tâkva 
Belki tökezlemek belki hüsrandır 
Belki de ötesi şirktir Allah’a 

Cihat

Şüphesiz nefsimden ihânet bana 
Her daim kılavuz cürümden yana 
Ve nefse riayet peşinen hüsran 
Der "büyük cihat nefs" atma yabana 


Silinir

Hakikat aslında çok şeyi gizler 
Rüya yaşam ölüm benzer ikizler 
İnancın neferi aslında bizler 
Kaderi suçlayıp cehle bürünme 
Ölmeden ölmezsen silinir izler 

Yakışır

İnsana tevâzu padişah tahta 
Kazancı’ya Urfa Mıçı’ya Kâhta 
Kulluk ve ötesi yârin bahçesi 
Şehitte ne güzel tabuttan tahta

Ahlak

“İslam güzel ahlaktır” 
Hakikat bu ve haktır 
Mevlana Yunusları 
Anlamayan ahmaktır 

Ömer Ekinci Micingirt

Tefeci

Sokağı anladım peki sen neci 
Hem genel müdürmüş bizim tefeci 
Ve gençler ırgadı ateşe sürer 
Namussuza hedef her itfaiyeci 

Ömer Ekinci Micingirt

Azdılar

Hayır ve şer yiyip içip azdılar 
Yakıp yıkıp demokrasi yazdılar 
Ay yıldızlı mukaddesim yerine 
Bayrak diye paçavralar dizdiler 

Ömer Ekinci Micingirt

Kıpkızıl

Fikirleri nesepsiz şeytanın ağı netler 
Yeşillik tuzak oldu fırıldak zürriyetler 
Kaos yüzlü hâinler, Taksim’in gayyaları 
Paçavradan bayraklar kıpkızıl hürriyetler 

Ömer Ekinci Micingirt

Gezi

Rüsva etti dünyaya gezi yıkımın adı 
Fırsatçı fesatçılar harap eti kaç ili 
Vampirin öpüşleri cuntacının cellâdı 
Sokakları kirletti devrin Ebu Cehil’i 

Ömer Ekinci Micingirt

Dehşetli

Gururda görünmez hüsranlar var da 
Vadesi gelince gayyalı narda 
Dehşetli tahsisat ağzını açmış 
Cürümler belki de güler kenarda 

Ömer Ekinci Micingirt

Müfessir

Menfâat maddîyat gâfilin dini 
Putu eylemiştir hırs nefret kini 
Tekâmül vasıfsız idrâk terk etmiş 
Bazen kof müfessir bazen bâtini

Hâl Düştü

Hasretimin göğsüne omuz çöktü dal düştü
Vuslata eremeden çığlıklarım lâl düştü
İstikâmet gel-gitler ışığımı kaybettim
Istıraptan öteye bir bambaşka hâl düştü

Çakallar

Oteller kunduz dolmuş kulelerde kargalar
Vicdanları minyatür hesap bilmez kurgular
Alabora denizler yığınlar dalgakıran
Ve asrın çakalları aslanları sorgular

Ben’le

Ben’in yağlı ipi nicedir benle
Ve ben’lerin dili hecedir benle
Basiret yok ise ışıkta yoktur
Gözüyle yaşayan gecedir benle

Azap

Cürümleri yâd edip, günahına gülünce; 
Bilincini kaybedip ağustosta üşürsün! 
Çokluklardan kurtulup hesaplar dökülünce,
Görenler saâdette, sen azap bölüşürsün…

Aşkı

Aşkı göremezsin göz attığında
Aşkı aşkta görmek idrâk meziyet
Aşk bir yanıştır ki anlattığında
Yanana eziyet aşka eziyet

Bilim

Yaşadığın sürece her an bilime açsın,
Gönüllere koşturan tevazuya muhtaçsın.
Basitlikten kurtulmak tefekkür ve bilimse; 
Benliğini teslim et, değerlendir gülümse! 

Aşk Nedir

Kimine bir mızrak kimine oktur 
Gerçek târifini bilende yoktur 
Hasrette hastadır vuslatta doktor 
Göreni görmeden göremezsiniz 
Aşk seyir izâhı epeyce çoktur 


Felsefi

Büyüklüğü izleyin semavi gölgelerde 
Takdirine erilmez secdesiz bölgelerde 
Ölümsüzlük nerede, nankörlerden olmayın; 
Kurtuluş aranamaz, felsefi belgelerde! .. 

Anlat

Sırtla huzur götür gittiğin yere 
İzâhı güçlendir yerine göre 
Hoşgörü yudumla sesini kısıp 
Rastgelene anlat birkaç bin kere 


Aşk Nedir

Aşklarımız aşk mıdır, âşk böyle mi hilkâten 
Çok şey var yazmıyorum âşıklara hürmeten 
Biri gelsin anlatsın, âşk nedir hakikatten 
Aşka yanıştır gerçekte yananlara merhaba 

Olmasaydı

Gözleri zümrüt taş kaşları yaydı
Mahzûn bakışları renk renk leylaydı
Bir taş kovuğunda susuz yeşerir
Gözde yaş olur mu aşk olmasaydı


Al Götür

Hazan vurmuş sanki zaman gün aya 
Kasvet türküleri saldım fezaya 
Beni de al götür Emri Rıza\’ya 
Yeniden dirilir belki bu ayyaş! 

Anlayış

Kimin anlayışı idrâke göre 
Nanköre izahsız şehir dağ dere 
Ne kadar anlatsan esasen boştur 
Bakarak görmektir ondaki töre 

Duygu

“Seslenişe kör olana ter yoktur 
Pusulası zevk olana yâr yoktur 
Organları taşısa da vebâldir 
Benlikteyse duygulara yer yoktur” 

Sende Gittim

Sen beni terk edince terk edip bende gittim 
Yüreğine gizlenip, gitme desende gittim 
Hakikat noktasında edebi tende gittim 
Gitmelerin tarifi, izâhı dönüşsüzdür 
Hep seninle beraber birlikte sende gittim


Şartlanmalar

Teslimiyet timsâli arılar ve karınca, 
Gerçekten kaçıyorum şartlanmalar sarınca. 
Beden varıp şuûra tâbi olduğu anda; 
Gözümü kapıyorum ortalık kararınca.

Helâlim

Gülümsemen baharım, susmaların kış dedim 
Yüzün hep ayışığı, kaşların nakış dedim 
Hem ben sana ne dedim yaklaş hele helâlim 
Gözlerini ayırma,sıkıca bakış dedim! ... 

Irk

Âdem kimdir idrâk et, dürüst çalış diri gez 
Gücümün nispetinde kıymetim gayretimdedir 
Cesedimin pahası rengimle ölçülemez 
Mâzim şanlı eyvâllah, gayem şirkse ırk nedir! 

Alkışlar

Cehâlet hükmetmiş kalkışlarına 
Delâlet aşkolmuş bakışlarına 
İhânet gizlenmiş alkışlarına 
İzân kalabalık irfan gürültü 
Bismillâh uğramaz yaz kışlarına 

Oğul

Kalk yiğidim kal hele, yeniden doğrul oğul 
Yoldaşın kim dostun kim, zincirleri kır oğul 
Nefsin sussun sen bağır! Hak için haykır oğul 
Zaman mekân dinleme şahâdet yoğrul oğul! ..

Kuymak

Yedi yıldızlarda yemek var ama 
Bilmem ki var mıdır kete ve kuymak 
Kültür mevt izâhat belki zor ama 
Bir sorun var mıdır obeze doymak 

Bu

Günah varlığımda uzak yok asla; 
İrâde topraksa duygular sudur. 
Yaşam çizgisini takdire yasla, 
Sevginin kaynağı, vuslat aşk budur. 

Aradım

Gerçek muhabbeti derdi aradım 
Yoklukla var olan yurdu aradım 
“Aşk ile gel imdi Allah diyelim” 
Secde hâlindeki merdi aradım 

Yine

Sevginin tarifi ne aşk nedir sordum yine 
Korkulardan ziyâde gaflete vurdum yine 
Çıplaklıkta aradım giydirilmiş yüzümü 
Tahsisatı belirsiz hedefe vardım yine 
Tefekkürü bırakıp kelime yordum yine! .. 

Hâcesine

Mevlana’nın hâcesine Şeb-i_Arûs gecesine 
Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben 
İrfan yetmez nicesine duman olsam bacasına 
Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben! 

İzâfi

İlk-son bahar zincirli, kış görmeden yaz oldu 
İhtiyaçlar sınırsız, şükür demek söz oldu 
Sanat kimlik değişti, küpe takan kız oldu 
Her cürmün zamanı var, adaletsiz son yoktur 
Duygularım izâfi, dörtlüklerim v’âz oldu

Ataş

Bana sevdalı derdi; bir gönlü paşa, 
Mârifet sülûkunde zannetmem hâşa! 
Bir şâir parçasıyım ilhâmda kısır, 
Yakın tüm şiirlerim atın ataşa! 

İmgeler

Şiirlerim efsûnkâr,duvaklı telli olur 
Yaşmaklı gelin gibi süt-beyaz elli olur 
Dörtlüklerim yârenim,beyitlerim bir melek 
Utangaç imgelerim,bu yüzden belli olur...

Mevt

Gitti bendeki senler,terse döndü çarkımız 
Ömrümün usaresi neydi görüş farkımız 
Ölmek var kuşluk vakti güneşsiz kış ayları 
Mevt olduk beklemeden ağıt oldu şarkımız! 

Küle dönemeden dolanıverdim
Yönsüz cilvelerle bulanıverdim 
Süfli ejderhalar pusuda bekler
Sabrın masatında bileniverdim

Efendim

Vuslatım sen hasret sen tutunacak dalım sen
İklimlerin mânası ağız tadım balım sen
Sözlere sığdıramam sen eşsiz saadetim 
Hâvf recâ sonsuzluğum umut istikbâlim sen

Bilal’in

Mehtâbı izlemek hüzne yeter de 
Geceme dökülür rengi hilâlin 
Beni ben diyenler düşürdü derde
Siyahı olsaydım o gün Bilal’in

Sayılar

İnsanlıkta ortak bağdır duyular
Nezâketten pek anlamaz ayılar 
Her buhranın müsebbibi bunlardır
Burjuvayı büyüten şey sayılar

Regaip

Lütfuyla yaklaştı yaklaşan gece
Ey âşk neredesin ruhum taşıyor
Yolculuğum sana sen var sadece
Recep Regaib’le bayramlaşıyor

Kaçış

Ruhu iğdiş eden fikirler seçmek
Yüreği unutup yürekten geçmek
Şudur sözün özü kul haddin bilip
Kendinden ziyâde kendine kaçmak

Semâver

Uygarlığa inat ruha dem veren
Gökyüzüne selâm tütsü peşine
Ateşlere körük cana can veren
Semâver gibisin dağa aşina

Sessizce

Vâktin yanağından öpüyorken tam 
Akşam namazına hizâyım dedim
Utangaç yakarış körpe niyâzla 
Sessizce bir dörtlük yazayım dedim

Çağrı

Çiselenmez kelam dertlenmek gerek
Afâki temenni atmaya yürek 
Benimki galiba boşuna kürek 
Ezel ve ebed eğri ve doğru 
Hâl ile hûş olur ahlâka çağrı

Temel

İnsan günahkâra silgi olmalı
Zikir şükür sabır ilgi olmalı
Sağlam temel ancak fen ile olur
Dinsiz fen hakkında bilgi olmalı

Biz

Yakut kemerlerin altından sular
Atlılar bekliyor elinde yular
Şehitle yoğurup kaybettiğimiz
Çine set yaptıran ordular biziz 

Bekliyor

Arsızlığa savaş üzgünlüğümüz
Sırâtel müstakîm düzgünlüğümüz
Düzgünlüğümüz yok ise şâyet
Cezâ gününü bekliyor âyet

Affeder 

Firavunlaşmasın kalbin niyeti
Tevbe et duâ et âcziyeti ser
Tahrikle besleme enâniyeti
“Allah günâhları bütün affeder”
Şakırtılar

Şükre dayanıyorum sözlüyorum sözleri
Gökyüzünü öpüyor kalbimin gündüzleri
Sevmem şakırtıları sustan alırım hıncı
Mevsimsiz yaşıyorum, ilkbaharı güzleri

Allah\’ım

Şuur dağlarının atları doru
Yolun fetihleri berrak dupduru
Neden dağınıklık kahreden soru
Allah\’ım ümmeti toparla koru

Mirâç

Gelin secdeye varalım
Yakaralım yakaralım 
Alındaki hür sâdayla
Haykıralım haykıralım

Çukur

Yâr bilmeyen adamlara yaslanma
Dudaktaki sevgileri tufandır
Yüksek sesli alçaklıklar çok amma
Çukurları görebilmek irfândır

Tuzak

Sünnet sıhhat ve mutlak
Sebze yeşil un tuz ak
İfrit cine ne gerek
Şeker tuzak un tuzak

Koş

Yüreğini değiştirme
Sadık kalıp yârine koş
Kirpiğine haram sürme
Yârin ile yarına koş 

İtiraz

“Zağarlık yapamam” âh Âkif dedem
Yularlı ayılar s/övgüye nefer
Arz-ı hâlim açık, yalın ifâdem
Ahlak secdede mi günde beş sefer

Samimiyet

Dalkavuklar it gibidir 
Kimi havlar kimi hırlar
Samimiyet süt gibidir 
Su katanlar bedbahttırlar

Şükür

Mübârek günlerde sayısız fikir 
İftarın kalbinde bismillah zikir 
Naat-ı şerifler kevser tadı var
Ab-ı hayat yergök sağanak şükür 

Vicdan

Ferâset tefekkürdür 
Ruh varsa vicdan sızlar
Şuursuz, sağır kördür
Ruhsuzdur vicdansızlar

İftar

Öyle anlar var ki yardan öte yâr
Yaşayan bâhtiyar ölen bâhtiyar
Dirilten esinti eser kucaklar
Biz onun adına diyoruz iftar

Tezat

Eşref-i mahlûkat oruç gün boyu
Ezân sesi boyar âşka uykuyu
Şeytanlar zinciri diri vakitler
Sokakta sevişir küpeli itler

Sahurda

Mâziye uzanıp zâten diyordum 
Kifayetsiz lâfız, söz ara gülüm
Sahurda süslenip yatan diyordum 
Secdeler vatan der O yâra gülüm
Ezân bayrak vatan,vatan diyordum

Mabed

İftardan bihaber mabed yaptıran
İnektir Tibet\’i Tibet yaptıran
Yaptıranı unut,yapan resmi çiz
Çizdiğinde dön bak inek hanginiz 

Ahlak

Oku et tefrika yüzsüzleşen lâl
Kur’an ne hikâye hâşa ne masal
Zannetme ibadet garanti cennet
İmanın gayesi ahlak velhâsıl

Emin

Fıtrât yolun düsturu, sabitlense pusula, 
Telaffuzdan yoruldum köle midir kul kula.
Kavgam vicdanım kalbim, hâk kalemim kuvveti ,
Teberrük bize “emin”, gayrısı boş boş olâ !

Çağrı

Sonsuzluk tasası, bendeki ağrı
Sükûna açılmış seherin bağrı
Renk soy ayırmadan sarar herkesi 
Bilal\’in nefesi bu büyük çağrı

Onlar

Hikmete muhâlif dile yabancı
Hangi felsefenin öncüleridir
Aşkı istilası Latin inancı
Haçlı kadavranın göncüleridir

Kalmadı

Yapmacıkta olsa ağlayanlara 
Artık rastlanmıyor ne oldu bize
Bulutlar yağmıyor iklim kapkara
Hüzünlenin ruhsuz ölümlerinize

Kalemim

Onurlu yolculuk kaygısız varlık 
Tevhid barzununda hasatı süzün 
Beklenen mahşeri etmem pazarlık
Kalemim hâk yazar gece gündüzün

Öpüşler

Eşref-i mahlûkat rengârenk deri
Hak-batıl öpüşler izzet ve zillet
Yürüyen cesetler milyar serseri
Şehir köy sokak fert yığın millet

Rastgele

Nikâhlar manastır düğünler ersiz
Damattan ziyâde paralı kâhya
Nineler yaşmaksız derviş tebersiz
Hayâ ar rastgele olduk pek ihya

Diyor

Medeni yâ felsefe var 
Işığı bol sözün adı
Tasvirliyor havariler
"Ölüm sana yakışmadı".

Sandalye

Ezberimde bir tek sen var sen dede
Buğusu yok bereketin kimsede
Ar sokakta âşk uçurum izân lâl
Camiler mi secdeler sandalyede

Dehşet

Arsıza suskunluk üzgünlüğümüz
Sırâtel müstakîm düzgünlüğümüz
Düzgünlüğümüz yok bozuksa şâyet
Cezâ günü dehşet buyurdu âyet

Hoşsâda

Oysa gül yaprağı dört mevsim gelen 
Günü hırs boğuyor şehri gökdelen 
Bekleyiş kıyamda ıssız avluda
Sâhi ne ola ki geride kalan

Kalem

Fıtrât yolun düsturu, beş vakittir pusula
Yaza yaza yoruldum, köle midir kul kula
Aklım kaldı kışlakta kurt kuzu ve sürüler
Kalemimi satarsam, hayat bana boş olâ.

Leşçiller

Kalemim kök söker tıpkı bir pulluk
Haşarat ürkütüp çok şeye değdim
Leşçiller benimle yakın olmazdı
Taptuk Emre gibi tapabilseydim

Diyor 

Göz ağartır kadavradan bir yüzsüz
Deme diyor namussuza namussuz
Dilsiz şeytan haksızlığa kim susar
Hâk vurunca fenâlıklar kan kusar

Ömer Ekinci Micingirt 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam21
Toplam Ziyaret348060