AĞLAMAYIN ARKAMDAN






İki Yaş

İmân tâze tutar yaşlı nefesi
Lütuf başım üstü secde dizime
Mezar kabul etmez öyle herkesi
Kimse bakmaz olur o gün yüzüme

Çürür uzuvlarım sen üzülürsün
Hüzün toprağı at alın yazıma
Eğil ruhuma de artık sen hürsün
İki yaş bırak git kefen bezime

Ömer Ekinci Micingirt
____________________________________

Vasiyet

Mevsimi gelince emri ilahî
Bir çınar dibinde duâya sarın
Samimi dokunuş olmasa dahi
Nağme-i ezkârla gül-zara verin

Düşündüm toz gibi zamansızlık ben
Fırtınalar kopar var hele derken
Köyüme çevirin çekip giderken
Sebepler sormayın nâzara verin

Dehşetli sarsıntı deli feryadı
Taşıdığım ruhtu adalet adı
En kara gün belki öper sıratı
Beklenen düğünse Hızır’a verin

Beraber yanyana saf saf upuzun
Yaz kış kucağına atın sonsuzun
Üç ihlas fatiha birazda süzün
İbretle seyredin mezara verin

Ömer Ekinci Micingirt


____________________________________

Düştü Düşüme

Secde yanağından öperken hazla 
Gülün gözyaşları düştü düşüme
Utangaç yakarış körpe niyâzla
Hâlin gözyaşları düştü düşüme

Uzun kavuşmalar yazayım derken
Sözü barzunumda süzeyim derken
Ve en ön saflarda hizayım derken
Ölüm gözyaşları düştü düşüme

Ömer Ekinci Micingirt
_____________________________________

Mezar Taşımı

Çamurdan yapsalar mezar taşımı 
Seninle yan yana hemen iç içe 
Gözlerim çukurda dönsem başımı 
Sessizce ağlaşsak gelsen her gece

Olur mu bilmem ki yaşlar bahtiyar 
Belki de serinden gelir tatlı ses 
Cennetten bahçemi yoksa o diyâr 
Baksana gidiyor sırayla herkes

Millet mi uykuda ben mi serseri 
Gel haydi gel haydi sesler duyulur 
Beşikten mezara yaktım eseri 
Vah titrek vücudum nere koyulur

Ömer Ekinci Micingirt
_____________________________________________


Mezar

Duygularım konuşur yine yaşam sancılı 
Baktım baktım terk etti dostları kaldı mezar 
Etrafın ıssız mahzun varanları ürkütür
Vedalaşma yok serden ayrılık güden mezar

Burkuntular ruhumda derbeder beden mezar 
Doymaz mısın cesetten bu açlık neden mezar
Nice koç yiğitleri yurdundan eden mezar 
Anladım ki her şey boş gelmiyor giden mezar

Sen hem cennet bahçesi hüznümü yaydım mezar 
Cehennem çukuru sen cürmümü soydum mezar 
Gassal-hane almadan kalbe havf koydum mezar 
Açtın mı böğrün bana söyle kaç beden mezar

Pierloti-11.06. 2005

Ömer Ekinci Micingirt

______________________________________

Gibiyim Sanki

Hemen başucumda Hamitler varken 
Bir başka mezara tabiyim sanki 
Hayat ırmağında yüzüp giderken 
Karakış zemheri tipiyim sanki

Ruhum Fırat gibi sokaklar hissiz 
Beynim velveleyle boğuşur sessiz 
Öksüz çocuk gibi kimsiz kimsesiz
Ben hâlâ sabiyim, sabiyim sanki

Acılar büyüyor yağar rahmeti 
Yazarsam çok kaçar şiirin atı
Müptelayım divan edebiyatı
Divansız yaşayan Nebi’yim sanki

İzaha ne hacet yazdım halimi 
Sabır kıvranıyor tuttu elimi
Kaypaklar tutamaz Hakk’ın yolunu 
Bu günler kendimde gibiyim sanki

Ömer Ekinci Micingirt

________________________________


Ağlamayın Arkamdan

kanatlarım ağır ağır düşerken 
ümit korku can havliyle pür edep 
ölüm korkusu ve kokusu 
yüzüm sapsarı ara ara ter döker
elinizi elime dokundurun yavaşça ve yasinle 
baş yastıkta nasipse 
usul usul sönerken azar azar sessizce 
ağlamayın peşimden hem size ne oluyor 
vefamı dediniz hadi ordan 
merteklerdir dostlarım 
yapayalnız kimsesiz 
tipi boran olsada namazıma geliniz 
mezara olmasa da 
geliniz namazıma

ağlamayın sakın ha toprağımı atarken 
rahmetliyi severdim yok yok daha dün konuşmuştuk 
duyunca çok şaşırdım 
istemem ben istemem boş lakırdı 
sessiz sessiz derinden bir fatiha sal yeter
ademoğlu çağırın mahallede var mı ki 
lâkin yapayalnızım sitemim zorumdandır 
bir elimde cürümler diğerini sormayın
günahlar günahlar günahlar

tövbem var gözyaşımla tek hasadım bu işte 
gözyaşıma sığındım tövbeyi siper ettim 
yaşım var abi yaşım yedi düvele bedel 
hem size ne oluyor ağlamayın peşimden 
dönün bakın çevreme komşularım ölüler 
sizin komşular kimdir vâh yaşayan ölüler
yıkayın bir solukta samimi pazarlıksız 
yetiş hoca efendi tez yetiş 
helâllik al ne olur 
helal olsun helal olsun helal olsun

istemem çiçekleri susturun alkışları 
ben fatiha isterim titreyerek damardan 
hem masrafta bedava 
kalakaldım baş başa merteklerin altında 
aman Allah’ım aman başladı zor zemheri
çözüldü prangalar korkularla iç içe
ıslandı kefen bezim 
siz helvamı yiyorken ben amelle yüz yüze 
çaresiz çaresiz çaresiz

ve bir yiğit yetişti Semerkand illerinden 
kocaman elleriyle sihirli gözleriyle 
sardı beni bir neşe esrarlı bakışıyla 
derken dilim açıldı kefenim büyülendi 
ümidim şaha kalktı suspus oldu endişe 
kurtuldum gariplikten her taraf gül bahçesi 
susun artık terk edin mezarımı sessizce
ben fatiha isterim okuyun bir solukta 
ayrılırken ne olur ağlamayın peşimden
ağlamayın peşimden
ağlamayın

Ömer Ekinci Micingirt

___________________________________

Ayrılırken

Gerçeğin ıslığı konu pek derin 
Dönüş bileti var sanki fakirin 
Bir hoş sâda kulun tek zenginliği 
İster râhmet deyin ister hep yerin

Çınar altı olsa rahat ve serin 
Eli yüzü düzgün selamlar verin 
Sessiz haykırıştır ruh dinginliği 
Ara sıra bir fatiha gönderin

Bir miktarda elbet başımda durun 
Ayakta durmayın lütfen oturun 
Sessiz sevdalardır aşk enginliği 
Ayrılırken selamımı götürün

Ömer Ekinci Micingirt

______________________________

Yolcu

Gözsüzlere sultanlıkta ne var ki
Kulluk denen zirveleri aşta git 
Sır dağından öyle hisse çıkar ki
Sular gibi yatağına düşte git

Tüm mahlûkat Süleyman’ı sormadan 
Son nefesin kucağına girmeden
Bulutları rüzgârları yormadan
Yağmur gibi yamaçlardan taşta git

Ak ve kara bilir misin beyazı
Riyâ ile harmanlama niyâzı
Karakışın inadına bu yazı
İlkbaharın en başında başta git

Zevk-i safa genlerimiz plazma
Toprak biziz biz toprağız dur kızma 
Birkaç mertek bir beyaz bez bir kazma
Tak tasmayı at eşyayı boşta git

Ağa değil paşa değil bey değil
Bu saklanıp satılacak şey değil
Istırabın musikisi ney değil
O kutlu ses okunmadan beşte git

Belki mecnun gibi aşktır bu şiir
Rahmet vadileri bire bin verir
Gözyaşlarım zemheride yeşerir
İstersen sen çöl kokulu kışta git

Gurur kibir tekmilini yıkıp git
Ağla biraz ciğerparen bakıp git
Nasûh giyin tevbe süslen çıkıp git
Yükün ağır taşıyacak yaşta git

Nedir bilmem pâye nişan endaze
Gülüm hüznü yüreğimde taptaze 
Ruhum sarar semâvi bir firûze 
Sonsuzluğun sofrasına koşta git

Ömer Ekinci Micingirt


______________________________
Ölüm

Sanduka içinde tükenişler var 
Son demin bağrında yazgılar ağlar 
Ecelle yoğrulmuş vuslatı arar 
Vuslattır terhistir hasrettir ölüm 
Sarsılış tükeniş nusrettir ölüm

Ölümün kokusu yalnızlıkta var 
Hüznün yaprakları bambaşka diyâr 
Nereye kaçayım tabut ben efkâr 
Vuslattır terhistir hasrettir ölüm 
Tını ağlaması kesrettir ölüm

Musâlla kanatıp kazanları yak 
Döndüm susuşlara baktım korkarak 
Ben başka söylerim başka el ayak 
Vuslattır terhistir hasrettir ölüm 
Hüznün gölgeleri ismettir ölüm

Derin kuyulara cürümler girdi 
Hesap ve ürperti ruhumu gerdi 
Gövdemi elleyip toprağa verdi 
Kimine terhistir hasrettir ölüm 
Vuslattır vuslattır vuslattır ölüm

Ömer Ekinci Micingirt
_______________________________

Gurbette Ölüm

Şu gurbette ölüm ne kadar acı
O anki hissiyat dağı çınlatır
Çehremi sarıyor duygu kıskacı
Gâh siyah kuşatır gâh aydınlatır

Bir garip insancık aşılmaz diyâr 
Her taraf sırf tümsek başlar fırtına
Geceye dağılır bendeki efkâr 
Dur fâni yazılır dağın sırtına

Şimdi zamanı mı söyle be adam
Geriye dönülmez susmuş besbelli
Gözleri gözümde duymuyor madem
Sıkıca tutayım elimde eli

Ömer Ekinci Micingirt
________________________________

Gevenli

Ölürsem hasretle sılâdan ırak
Yüzümü çevirin o köye doğru
Sonsuzluk yoluna olâ son durak
Özümü çevirin o köye doğru

Hasret türküleri alev ataştan
Gurbet sancıları başladı baştan
Kara zemheriyim en kara kıştan
Sızımı çevirin o köye doğru

Bayramlar sararken pek fark etmedi
Vakit elli oldu yaş kırk etmedi
Acı çözülmeler yön çark etmedi
Dizimi çevirin o köye doğru

Asfaltlar kuşatıp boşluk sürüyor
Bu kentin sapanı kışlık sürüyor
İçimde bir başka hoşluk sürüyor
Hazzımı çevirin o köye doğru

Bu şiir belkide bir batık gemi
Nerede amcalar yok efendemi
Sözcükler çekiyor köye gölgemi
Sözümü çevirin o köye doğru

Gevenli bağrına atın bu cânı
Uçurumlar saklar ısıtır beni
Gözlerim gülümser öper o ânı
Gözümü çevirin o köye doğru

O köy ki micingirt hasretin bendi
Sessiz bekleyişim bitti tükendi
Döktüm şiirlere bir deli dendi
Va’zımı çevirin o köye doğru

Ömer Ekinci Micingirt
_______________________________


Kıyamet

”Ne zaman kopacak ” dedi kıyamet
Senin kıyametin son nefesindir
Sana ne kardeşim kopar kıyamet
Ölüm yakın sana ve de kesindir

Günah tarlasında isyan yıllarca
Harca bakalım sen fütursuz harca
Deccal gelir deyip bekle aylarca
Azrâil gelince son nefesindir

Düşün kıyameti yaslan imâna
Bu ne perişanlık gadretme cana
Sarıl istiğfara sarıl Kuran’a
Ümit soluğundur tevbe sesindir

Ömer Ekinci Micingirt

----------------------------------------------


 

______________________________________

Sessiz Mekân

O sessiz mekânda kimler durdular
Kimler tökezliyor düşündüm tek tek
Sessizliği bozdu arsız ordular
Sandım yalan gibi gelip geçecek

Taşarak daraldım ihsan ne demek
Bilmem ki ben neyim ben nasıl insan
Var mı babayiğit durun diyecek
Ne söylesem ben boş verene ayan

Ömer Ekinci Micingirt




Günü Kesin Olan Bir Gerçektir

Dünyanın geçici değerlerine sahip olmayı kendisi için yeterli gören insanlar, gerçeklerden çeşitli yöntemlerle kaçarlar. Ölüm tüm gerçekliği ile yanı başlarında iken bunu gözardı eder, yeniden dirilecekleri günü de unutmaya çalışırlar. Bunları düşünmemek kendilerince bir kaçış yöntemidir. Böylelikle insanlar Allah\’a olan yükümlülüklerini akıllarına getirmeyerek, yalnızca kendi tutkularına göre yaşayabileceklerini zannederler. Oysa kıyamet günü kesin bir gerçektir. Bu gerçek Kuran\’la bildirilmiştir.
Herşeyin tesadüf olabileceği bahanesi ile Allah\’ı inkar edenler, tüm dengeleri altüst eden bu muazzam olaylar karşısında tesadüflerin değil, yalnızca Allah\’ın hükmünün geçerli olduğunu anlayacaklardır. Allah kıyamet anında gerçekleşecek olaylarla ilgili olarak Kuran\’da şöyle haber vermektedir:
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah\’ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (Enam Suresi, 12)
Artık Sura tek bir üfürülüşle üfürüleceği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur. (Hakka Suresi, 13-15)
Kıyamet Günü Belirlenmiş Bir Vakittir
Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı yaşamı, bilemediğimiz bir vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erdirecektir. Bu kapanıştan şüphe etmeyi veya buna inanmamayı insanların büyük bir çoğunluğu makul karşılıyor ve bu nedenle inkarı tercih ediyor olabilirler. Ancak tarifi yapılan bu son gün, inkarcılar için oldukça zorlu, ürkütücü bir gün olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet gününe iman etmek, insanı kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı bir sonuca götürecektir. Zira dünyada harcadığı çabaların "boş bir çaba" olduğunu kıyamet saati ile anlayan bir insanın pişmanlığı, tarifi oldukça zor, çok şiddetli bir pişmanlıktır. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
Ancak o, \’herşeyi batırıp gömen büyük-felaket\’ (kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. (Nazi\’at Suresi, 34-35)

İletişim: micingirt@hotmail.com

Yorumlar - Yorum Yaz